Siyasetçi- Yazar- Müjdat ÖZTÜRK

Siyasetçi- Yazar- Müjdat ÖZTÜRK

Gazeteci - Yazar - Araştırmacı.

TÜRKÇÜLÜK BÖLÜCÜLÜK MÜDÜR?

18 Mayıs 2020 - 16:29
Reklam

Türkülüğü haram sayan ve bölücü sayan kafa anlamaz ama

Biz yine de söyleyelim ki;

“Irkçılık” Türk Milletinin geleneğinde ve köklerinde karşılık bulan bir anlayış değildir.

“Irkçılık” Batı kaynaklıdır ve “Türk-İslam medeniyetinin” hâkim olduğu hiçbir coğrafyada kitlesel bir akım olmamıştır.

Irkçılık, Sanayi Devrimini gerçekleştiren ve Batılı toplumların kökenini bilimsel bir çerçeveye oturtmak ve dünyadaki gelişmeleri bu çerçeveyle açıklamak kaygısının ortaya çıkardığı bir hastalıktır. 

Irklar arasında bir sınıflandırma yapan ve bunu “Beyaz Irk”ın üstünlüğünü kanıtlayacak bir kurama dönüştürmek isteyen Batı, “Ari Irk” kavramını ortaya atarak insanlığın geliştirdiği bütün medeniyetlerin yaratıcısı olarak da “Ari Irk”ı göstermeye çalışmıştır.

Teferruatına girmeyeceğim.

Alman Blumenbach, İsveçli Linnaus, S. G. Morton gibi isimlerin yaptığı sınıflandırmalar Fransız Gobineau ve İngiliz Chamberlain gibi isimler tarafından bir kurama çevrilmiş ve bilimselliği ispatlanamamış “Ari Irk” düşüncesi çıkmıştır.

Bilimsel bir temelden uzak bu düşünce üstünlüğün hangi konuda ve neye göre olduğunu açıklamakta hala zorluk yaşamaktadır.

Üstünlüğü kazandıran değerin “milletleri hâkimiyet altına almak” konusunda mı, “insanlığa hizmet etmek” noktasında mı yoksa “biyolojik üstünlüklerde” mi olduğu bile hala ortaya konabilmiş değildir.

Kısaca bu çalışmalar, teknoloji bakımından üstün Batı uygarlığına saf bir etnik temel bulma çabaları olarak da değerlendirilebilir.

Şu değerlendirme Galip Erdem’e aittir; “ Batı ırkçılığı belli bir zümrenin diğerlerine üstünlüğünü etnoloji ve özellikle antropoloji ilimlerinin imkânlarından yararlanarak kabul ettirmeye çalışan bir temele dayanır. Yoksa insan topluluklarındaki üstünlük duygusu tarihin çok eski zamanlarından itibaren vardı. Ancak insanlar arasındaki eşitsizliğin ilimle ispat edilmek istenmesi Avrupa’da başlamıştır.”

Irkçılık bu toprakların çocuğu değildir. 

Irkçılık, Türk Kültür ve Medeniyetine duyulan sevginin yansıması olan Türk Milliyetçiliğinin hiçbir zaman itibar etmediği ve arasında yer vermediği bir hastalıklı düşüncedir.

Türk Milliyetçilerinde oluşan üstünlük duygusunun temeli biyolojik ırkçılık değil kültürdür.

Türk Milliyetçilerinin savunduğu Türkçülük “Irkçılık” değildir.

Türk Milliyetçilerinin tarihsel referanslarında da “Irkçılık” savunucuları yoktur.

“Türk milleti tarihin hiçbir döneminde, antropolojik anlamda bir ırkçılığa sapmamıştır. Ancak soy şuuru ve Türk soyunun üstünlüğü düşüncesi, son birkaç yüzyılın dışında her zaman vardır. Sadece bazı çağlarda bu düşünce, devlet siyasetinin temeli olarak Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi olarak ortaya çıkmış, diğer çağlarda da yalnız milletin ruhunda yaşamakla yetinmiştir. Türk milliyetçileri diğer milletleri ezmek ve yalnız Türk ırkının yaşamasına izin vermek tarzında anlaşılacak bir ırkçılığı hiçbir vakit benimsememişlerdir.” (Galip Erdem, Suçlamalar, cilt: II, Ankara–1975, s.259–265

Ülkemizde “Irkçılık”  söz konusu olduğunda akla gelen ilk isim Hüseyin Nihal Atsızdır.

Fakat Nevzat Köseoğlu ırk kelimesinin de ses vurgusundan dolayı soy anlamında kullanıldığını fakat bunun bir yanılgı olduğunu Atsız Bey’in de bu yanılgıya düştüğünü düşünmektedir.

Hüseyin Nihal Atsızın bir ırkçı değil soya vurgu yapan bir düşünce adamı olduğunu söyleyen Köseoğlu soy şuurunu da toplumbilimde yer alan bir kavram olarak görmektedir.

“Soy Şuuru, ortak dile sahip olanların ortak bir soydan geldikleri inancını ifade eden ve toplumbilim de yer alan bir kavramdır. 

Dikkat edilsin ki bu bir inanç meselesidir, kan bağı iddiası yahut konusu değildir. Türkçe konuşanların Türk soyundan geldiklerine inanılır ve Türk kabul edilir. Atsızı biraz dikkatli okuyup, ırkımızı yücelten kelimelerine takılı kalmayanlar, toplumbilim terimi olarak ırkçılığı çağrıştıracak bir yorumunu bulamazlar. Ancak soy yerine ırk kelimesiyle heyecan vurgusu yaptığı görülür. Atsız, Türk Ülküsünü, Türk Milletinin büyüme ve kudretli olma arzusu olarak ifade eder ve milletin yaratıcı gücünün bu inanç olduğunu söyler.”

Hüseyin Nihal Atsız milliyeti bir kan bağı olarak ele alır ve millet olmanın temel şartını kan bağına bağlar. Bunun dışındaki ortak bağlar Atsızda ikincil bir özellik taşır. 

Atsız için Türk, Türk neslinden olan demektir. Atsız, Türkçe bilseler bile Türk neslinden olmayanları Türk kabul etmez.

Türk neslinden olmayanları Türk saymayan Atsız Kürtler meselesinde Kürtleri Türk saymayan çağdaş Türkçülerimiz gibi düşünmemektedir. 

Atsızın resimleriyle dolu çağdaş Türkçülerimizin açtığı sitelere baktığınızda bu konuya dair bir sürü yazıya rastlamak mümkünken Atsız 1934 yılında Orkun dergisinde yazdığı yazı da; 

“Türkiye’nin doğu ve cenup sınırlarında Kürtçe veya Arapça ve Lehistan’da Lehçe konuştuğu halde Türk olduğunu söyleyen ve tarihi menşelerince Türk soyundan gelen  antropoloji bakımından da mükemmel olan Türk insanlar hiç şüphesiz Türk’türler. Şimdi, şu neticeye varıyoruz demektir. Türk olmak için önce kanı Türk olmak lazımdır. Ondan sonra dili Türk olmak lazımdır. Ondan sonra dileği ile Türk olmak lazımdır.( Orkun, 16 Temmuz 1934, Sayı9)

Atsızda Türkçülük, Türk milliyetçiliğinin adıdır. 

“Türkçülük, büyük Türkeli’nde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür.”

Türk Milliyetçilerinin kültür ve medeniyet tasavvurunda kendisine yer bulamamış olan “Irkçılık”  Atsız Hoca ile Başbuğ Alparslan Türkeş arasında da tartışma yaratmış Başbuğ Alparslan Türkeş 1944 Irkçılık Turancılık davasında birlikte yargılanmış olsa da Atsız Beyin Irkçılığına mesafe koymuş neticede aralarında sıkı bir dostluk bulunsa bile Alparslan Türkeş Atsız Beyle yollarını  ayırmıştır.

Bu ayrışma 1969 yılında CKMP’nin Milliyetçi Hareket Partisi olarak adını değiştirdiği Adana Kurultayında “Türk İslam değerlerini” savunan Başbuğ Alparslan Türkeş’in liderliğinin pekiştirilmesiyle netleşmiştir.

Hüseyin Nihal Atsız ile Alparslan Türkeş’in milliyetçilik çizgisi uyuşmamış ve ayrılık baş göstermiştir. 

Atsız ve Türkeş ayrışmasından sonra Türk Milliyetçiliğini fikirleriyle besleyen bütün aydınlar Türkeş Milliyetçiliğinden yana tavır almışlardır.

Türkeş çizgisinde yer alan münevverlerimizin neredeyse büyük çoğunluğu Türk Milliyetçiliği ile ırki bir üstünlük mücadelesini değil kültür milliyetçiliğini anlamaktadır.

Türk Milliyetçiliği ilk kültür kaynakları itibari ile ve devamında Türk Milliyetçiliğini siyasal alana taşıyan büyük lideri Alparslan Türkeş’in düşünceleri ışığında soy bağı gözeten bir milliyetçilik değil kültür milliyetçiliğidir. 

Türk Milliyetçileri için soy bağı değil milli şuur ve milli kültür önemlidir.

Türk Milliyetçiliğinin kültürel ve siyasal kaynakları bellidir. 

Türk Milliyetçiliği kafalarda oluşan vehimlerin neticesinde değerlendirilebilecek bir siyasi görüş değildir.

Hele de hiçbir derinliğe sahip olmayan, Arap kültür ve geleneklerini din sayan kafaların Türkçülüğü bölücü Kürtçülükle aynı cümlede sarf edip haram ve bölücü ilan etmesi asla kabul edilebilir bir davranış değildir. 

Müjdat ÖZTÜRK


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Reklam