Reklam
Reklam
Selim ÇORAKLI

Selim ÇORAKLI

Gazeteci - Yazar - Araştırmacı.
[email protected]

HUKUKUN NESİNE GÜVENEYİM?.

08 Ağustos 2022 - 00:30



 Bir Fransız atasözü şöyle der: “Adalet yorumlarımız saatlerimize benzer: Çoğu başka başka yerler gösterir ve herkes kendininkine itimat eder.”

Her hâkim kafasına göre hüküm verirse orada adaletten, hukuktan, hakkaniyetten bahsetmek mümkün olabilir mi?

Adaletteki yorumlar gerçekten Fransız atasözünde belirtildiği gibi ise insanlık hakiki adaleti nerede bulabilir ki?

Toplumların huzurlu ve barış içinde yaşaması orada adaletin yerleşmesine ve hukukun tarafsız işlemesine bağlıdır. Unutmamak gerekir ki, bir toplumda en büyük güveni her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği inancı sağlar. Mahkemeler adil değilse, hâkimler kanunlara göre değil de kafalarına göre hüküm veriyorlarsa o toplumda huzuru, barışı, birlikte yaşamayı elde etmek imkânsızdır.

Altmış yaşını geçmiş ve onlarca davada ya sanık ya tanık ya müşteki olarak bulunmuş bir Türk vatandaşıyım. Meydana gelen problemlerin çözüm yeri olarak mahkemeleri görsem de mevcut sistemde adaletin sağlanacağına inancım alabildiğine zayıftır. Buna sebep olan adaleti sağlamakla yükümlü olan hukukçulardır. Hukukçuların indi ve hissi yorumları toplumun hukuka ve adalete olan saygısının yitirilmesine sebep olmaktadır. Hâlbuki Sokrates’in ifadesiyle bir yargıç, “İyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir.” Böyle olmadığı müddetçe mağduriyetler sürüp gidecektir.

Türk mahkemelerinde defalarca mağdur olanlardan biri de benim. Yıllarca suçlu olarak yargılandığım bir mahkeme sonuçta beraat kararı veriyor ama bu arada yattığım hapis yanıma kâr (!!!) kalıyor. 1980’li yıllarda 517 gün hapis yattıktan sonra yargılandığım davadan beraat ettim. Beni haksız yere hapiste yatırdıkları için Adalet bakanlığına dava açmak için girişimde bulundum. Bir hakim bana “Oğlum it itin ayağına basmaz. Boşuna uğraşma.” Dediği için davamı geri çekmek zorunda kaldım. Yani diyordu ki hiçbir hakim devlet aleyhine bu dönemde karar veremez. Çünkü o dönemde 12 Eylül darbecilerinin zalimlikleri hükümfermaydı.

2014 yılında bugün çete oluşturmaktan, ahlaksızlıktan, fuhuştan yargılanan ve ceza alan Adnan Oktar’ın ahlaksız müritleri benim hakkımda Adnan Oktar’a hakaret ettiğim gerekçesiyle ceza dava açtılar. Delil olarak da Twitter’deki paylaşımları göstermişlerdi. O dönemler Adnan Oktar denen uçkur düşkününün bu millete ve dinimize verdiği zararlarla ilgili değişik yayınlar yapmıştım. Ben mahkemeye böyle bir Twitter hesabım olmadığını, bunu Adnan Oktar’ın müritlerinin bilgisayar ortamında yaparak belge diye mahkemeye sunduklarını söylesem de Hakim A. K. Beni dinlemeyerek ve Twitter’de böyle bir paylaşım olup olmadığı soruşturmadan 105 gün ceza verdi.

Bu hukuksuz cezayı Yargıtay’a yolladım. Yargıtay tasdik etti. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkımı kullandım ama ertelemeli ceza olduğu için dosyamı kabul etmedi. Böylelikle 105 gün cezam tasdik etmiş oldu. Bu ceza üzerine Adnan Oktar’ın kediciklerinden Gülcan K. İsimli bir avukat hakkımda 2014 yılında 4 bin TL’lik bir tazminat davası açtı. Ben de açılan mahkemeye bana 105 gün ceza veren hakimin sosyal medyada FETÖ’yü öven 5 adet paylaşımını dilekçe ve ekleri olarak mahkemeye sundum ve bu hakimin FETÖ ile iltisaklı olup olmadığının araştırılmasını istedim.

Ceza hukukunda “bir sanığın mahkemeye sunduğu hiçbir delil suç aleti olarak kabul edilemez” ilkesi var olmasına rağmen bahsi geçen hâkimin isteğiyle bir savcı beni kendisine hakaret ettiğim gerekçesiyle ifadeye çağırdı. Daha sonra yaptığı yolsuzluklardan dolayı meslekten ihraç edilen bu savcı ile aramda şöyle bir diyalog geçti:
– Sayın savcı siz beni ne için ifadeye çağırdınız?
– Hakim A. K’ya hakaret etmişsiniz.
– Nerde etmişim?
– Filancı mahkemeye dilekçe vermiş ve FETÖ’cü olup olmadığının araştırılmasını istemişsiniz.
– Peki bunu ne için yapmışım? Suçsuz olduğumu ve hakkımda açılan davanın hukuksuz olduğunu ispatlamak için değil mi? Yani kutsal savunma hakkımı kullanmışım. Bir sanığım mahkemeye verdiği hiçbir delil suç aleti olamaz ilkesi varken siz beni hangi hukuki gerekçe ile ifadeye çağırıyorsunuz ki? Ben o hakime hakaret etmedim. Ortada böyle bir suç yok.

– Hakimin hakkınızda şikâyeti var.

– Ben hakime hakaret etmemişim ki? Bu ifade kanunsuzdur ve ben size ifade vermiyorum. Bildiğinizi yapabilirsiniz.

Savcı dosya hazırlayarak mahkemeye sunmuş ve benim hakime hakaret ettiğim gerekçesiyle cezalandırılmamı istemiş.

İlk mahkeme günü geldiğinde elime bir koli bandı alarak gittim. Mahkeme hakimi bayan geldi. Mahkemeyi açtı, kimlik kontrolü yaptı. Sonrasında hakim ile aramda şöyle bir diyalog geçti:
– Hakime Hanım size bir soru sormak istiyorum.
– Burada soruları biz sorarız.
– Sizin soracağınız sorulara cevap istiyorsanız önce benim sorduğum soruya sizin cevap vermeniz azım. Yoksa sorduğunuz hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Susma hakkımı kullanacağım. Bakın koli bandı getirdim. Ağzımı bantlayıp mahkemede oturacağım.
– Peki, sorun bakalım.
 Hakime Hanım, ceza hukukunda tarif edilmemiş bir suçtan dolayı birini e ceza verebilir misiniz?
– Hayır.
– Peki, beni bu mahkemede hangi suçla yargılıyorsunuz ki?
– Bir hakime paralel yapı mensubu demişsiniz?
– Dememişim, araştırılmasını bir mahkemeden istemişim. Velev ki söylemiş olayım; ceza hukukunda birine paralel demek suç mu?
-Hayır.
– Evet, Paralel demek suç olmadığı gibi yuvarlak demek de suç değildir. Şimdi yuvarlak deseydim de yine beni yargılayacak mıydınız? Kaldı ki suç aleti olarak gösterdikleri şey bir mahkemeye savunmak için verdiğim delildir. Böyle bir delili suç aleti yapmanız ve böyle bir suçlamayı yapan savcının tezine uyarak hakkımdaki mahkemeyi kabul etmeniz hukuksuzluktur.
-Peki, ben dosyayı bir inceleyeyim. Mahkemeyi bir ay sonrasına atıyorum.

Düşünebiliyor musunuz, Hakime Hanım mahkemeye gelmiş ama daha dosyayı incelememiş.

Aradan bir ay geçti ve 2. Mahkemede hakim hemen karar deyip açıklamaya başladı:
“Sanık Selim Çoraklı A.K isimli hakime hakaret ettiğinden hakkında 11 ay 20 gün cezalandırılmasına, cezanın bir yıl ertelenmesine…”
Hakime Hanım kararı okurken koltuğuna bile yarım oturmuştu. Çünkü verdiği kararın hukuksuz olduğunu çok iyi biliyordu.
– Hakime Hanım verdiğiniz cezanın hukuksuz olduğunu siz de biliyorsunuz. Öyle olmasa daha yargılama safhasına bile gelmeden böyle bir ceza vermezdiniz.
-Selim bey bu işin temyizi var, Yargıtay’ı var. Siz bir dilekçe yazın dosyayı temyize gönderelim.
-Ben dilekçe yazacağım ama “Süre tutum dilekçesi” yazacağım. Çünkü gerekçeli kararını merak ediyorum. Bakalım orada ne yalan gerekçe uyduracaksınız. İsterseniz bir dava da bu söylemlerim için açın.
Hakim yarım oturduğu koltuğundan kalkarak mahkeme salonunu terk etti.
Ben de süre tutum dilekçesi yazarak verdim. 2 ay sonra gerekçeli karar açıklandı. Hakime Hanım benim A. K. İsimli hakime hakareti kabul ettiğimi iddia etmiş. Ben hayatımda böyle bir yalan görmemiştim. Bunun için mahkeme tutanakları olması gerekmez miydi? Yoktu ve ben bunu dosyayı temyize gönderirken özellikle belirttim.

İstinaf Mahkemesi dosyayı okumamış olacak ki kararı onadı. Ben de Yargıtay’a müracaat ettim. Dosyam 2016 yılından 2021 yılına kadar Yargıtay savcılığında bekledi. Yargıtay savcılığı dosyayı 2021 yılının sonunda onanması için Yargıtay’a yolladı.
Mahkemelerin bu derece hukuksuzluk yapmaları doğrusu çok zoruma gitti. Her ne kadar verilen ceza onansa bile zamanı geçtiği için hiçbir hükmü kalmamıştı ama ben bunu gurur meselesi yaptım ve Yargıtay’a daha önce kaleme aldığım “Devletten Yediğim Kazıklar” (https://selimcorakli.wordpress.com/2016/05/31/devletten-yedigim-kaziklar/)  isimli bir makalemi savunma olarak gönderdim.

Her ne kadar hukuktan ve adaletten pek ümidim olmasa da demek ki kıyıda köşede adaletle hükmeden hakimler olmalı ki yapılan hukuksuzluğu görerek 2022 yılında hakaret suçu işlemediğim gerekçesiyle cezayı bozdu ve ilk mahkemeye geri gönderdi. Kasım 2022 tarihinde mahkemem yeniden görülecek.
Başlıktaki soruyu tekrar sorayım isterseniz:
“Ben bu hukukun nesine güveneyim ki!”

Selim Çoraklı.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum