Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Prof. Dr Hasan OKTAY

Prof. Dr Hasan OKTAY

Prof. Doktor Kafkassam Başkanı
[email protected]

"Turan: Barış Yolu" ...

24 Haziran 2021 - 20:53

İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı (İYAV) Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul, Turan halkları için, modern dünyanın, hemen her alanda, bunalımı karşısında yeni bir dünya görüşü (felsefesi) tezini gündeme getirdi. Doç. Dr. Ömer Kul, “Turan Jeopolitiği” olarak da ifade edilebileceğini söylediği jeopolitik tezinin merak edilenlerini QHA’ya anlattı.

Çin’in küresel siyasetteki etkisini arttırmak için tasarladığı 21. yüzyıldaki en büyük küresel hegemonya girişimi olan “Kuşak Yol”a alternatif olarak ve 21. asrın “Türk Asrı” olması için sıra dışı alternatif bir tez gündeme geldi. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı (İYAV) Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul, şahsi hesabından bir proje/tezi duyurdu. Yaşanılabilir bir dünya için “Turan” projesine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ömer Kul, “Projenin başlangıcı ve kalbi Afganistan olacağından, Türkiye, Afganistan’da olmalı.” dedi. “Turan: Barış Yolu” projesinin ırkî değil de coğrafi temelli düşünülmesi gerektiğine dikkat çeken Kul, “Macaristan’dan Japonya’ya kadarki coğrafyada Çin, İran ve Rusya dışında her millet ve devletin projeye dahil edilmesi sağlanmalıdır. Aynı AB, BTD, ASEAN, ŞİÖ, ARAP LİGİ … gibi.” dedi ve sözlerine şunları ekledi:

“Başta ABD olmak üzere Batı, şayet aklını tamamen kaybetmediyse, bu projeye bırakın engel olmayı, desteklemelidir de…”

Ömer Kul: Çin iade anlaşması ile Uygurların Türkiye sevgisini kırmak istiyorDoç. Dr. Ömer Kul
“TURAN: BARIŞ YOLU” JEOPOLİTİK TEZİ NEDİR?
Kırım Haber Ajansının (QHA), İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı (İYAV) Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul ile gerçekleştirdiği “Turan Barış Yolu” Üzerine adlı röportajın tamamı:

“Turan: Barış Yolu” projesi nedir?

“Turan Barış Yolu”nu bir proje olarak değil, bir jeopolitik tez olarak ifade etmek daha yerinde bir tabir olacaktır. Amaç yönünden “proje”, en öz haliyle, durum ve şartlar gereği kısa erimli maddi sonuç almaya yönelik sentetik/yapaydır ve onu kısa sürede maddi sonuçlar almaya yönelik bir zihni çaba olarak tarif edebiliriz. Jeopolitik kavramını ise, öz itibarıyla bir mekan-kültür ilişkisine dayanmakla beraber bünyesinde eski çağlardan günümüze insan topluluklarının zihin hinterlandını biçimlendiren, iklimden, topoğrafyaya, üretim ve tüketim ilişkilerinden, toplumsal psikolojiye, inançtan, kozmolojiye, davranış kalıplarından, tabiat ve eşyayı kavrama biçimlerinin bütünüdür. Bu yönüyle jeopolitik sentetik değil tabiatı gereği olması gereken şeye (doğallığa)-her ne kadar modernizmin dejenerasyonuna rağmen en yakın olandır.

Bu iki tabirin farkı bilerek/bilinerek ifade edilmesi durumunda “Turan: Barış Yolu” projesi/jeopolitiği kavramları birbiri yerine de kullanılabilir.

“JEOPOLİTİK ZİHNİ ÇABA”
Turan, bir proje değilse nedir?

Yukarıda öz olarak yapılan iki kısa tanımdan hareketle “Turan Barış Yolu” düşüncesini bir proje olarak değil, jeopolitik zihni bir çaba olarak ele almak ve bu çaba ile derin bir kriz içinde bunalan günümüz dünyasının daha yaşanılabilir bir dünya, sürdürülebilir bir ekonomi-politik ve insanlık için kalıcı bir barış sisteminin etraflıca değerlendirilmesi olarak tarif edebiliriz. Turan Jeopolitiği olarak ifade edebileceğimiz bu zihinsel çabayı Turan halkları için, modern dünyanın, hemen her alanda, bunalımı karşısında yeni bir kimlik inşası ve medeniyet tasavvuru, daha öz bir ifade ile yeni bir dünya görüşü (felsefesi) öngörmek olarak izah edilebilir.

Günümüzde daha sık kullanılan anlamlandırma dışında farklı bir tasavvurdan bahsediyorsunuz. Turancılık sizin ifade ettiğiniz anlamda ne zaman ortaya çıkmıştır?

Siyaset ve düşünce literatüründe “Turanizm” veya “Turancılık” olarak geçen kavram, 20’inci yüzyıl başlarında dünya sisteminin yeniden yapılanma aşamasında Batı emperyal anlayışına karşı geliştirilen özgün “Doğucu” bir jeopolitik tez olarak Budapeşte (Macaristan) merkezli olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıçta, Batı’nın Doğu’ya karşı topyekûn saldırılarına karşı, kendi öz varlığını koruma maksadıyla ortaya çıkan tez, etnik bir tanımlamayı değil, siyasi ve kültürel coğrafyanın belirleyip şekillendirdiği coğrafi olarak “Bozkır/Asyalı”, ekonomi-politik olarak da “Göçebe” Kavimler Dünyası’nı içermektedir. Turanizm/Turancılık, Birinci Dünya savaşının olağanüstü şartları içinde Osmanlı Türkiyesi’nin çöküş yıllarında “dünya adası” ölçeğinin anlam dünyasından koparak, “Türk Birliği”ne dönüşmüş, “Pan-Türkizm” ile eş anlamlı olarak anılmaya ve algılanmaya başlamıştır.

TURANCILIK İLE TÜRK BİRLİĞİ ARASINDAKİ FARKLAR NELER?
Sizin anlatımınızla “Turancılık” ile “Türk Birliği” arasında bariz bir fark var. Bu iki kavramı nasıl değerlendirirsiniz?

Turancılık, ilk başta kısaca bahsettiğimiz üzere, büyük anakara Asya coğrafyasının “Bozkırlı” olan sakinlerinin hukuk, ekonomi-politik, din, kültür, sanat, edebiyat, tabiat ve eşya algısıyla sofistike bir dünya görüşünden hareketle, sadece etnik bir unsurun birliğini değil, bu coğrafyada yaşayan bütün bozkırlı/göçebe kavimlerin birlik oluşturmasını öngörür. Bu kapsamda yerleşik ve daha ziyade tarım ve ticaretle iştigal eden topluluk veya devletler (Çin, İran ve Hindistan … gibi) bu birlik içerisinde yer almaz.

“TURANCILIK; AVRASYACILIK, ŞİÖ, ARAP LİGİ GİBİ OLUŞUMLARIN BAŞKA İMKANLARININ OLDUĞUNU DA TARTIŞMAYA AÇAR”
Türk Birliği ise, adından da anlaşılacağı üzere Türk etnisitesinin birliğini öngörmektedir. Kaldı ki, bu etnik birliğin dünya ölçeğinde bir sosyo-politik ve ekonomik görüşünün olmaması dikkate alındığında, böylesi bir birliğin en iyi ihtimalle üstleneceği rol, acı bir ifade ile, insanlığın baş belası kapitalist emperyalizmin kıtasal ölçekte jandarmalığını yapmaktan öteye gidememesi olacaktır.

Hâlbuki “Turancılık”, günümüz dünyasının yaşamakta olduğu içtimaî, iktisadî ve siyasi buhranı aşmanın ötesinde bir dünya sistemi kurma arayışlardan; AB, pax-Americane, Avrasyacılık, ŞİÖ, Arap Ligi, ASEAN ve benzerleri gibi, mevcut tezler yanında bir başka imkânın da olabilirliğinin tartışmaya açılma arzusudur.

Türk Konseyi’nden Türk Birliği’ne
ÇİN, HİNDİSTAN, İRAN VE RUSYA NEDEN DIŞARIDA TUTULMALI?
Peki Çin, Hindistan, İran ve Rusya gibi bölgesel hatta küresel güç merkezlerini bu birliğe neden dâhil etmiyorsunuz?

Klasik kara jeopolitiği anlayışında ilke olarak bir “heardland” yani “kalpgah”, bir de “rimbland” yani “kenar-kuşak” olarak adlandırılan iki kavram vardır. “Turan: Barış Yolu” jeopolitiğinde biz “kalpgah”a Turanî yani Bozkırlı kavimleri koyuyoruz. Bozkırlı kavimlerden kasıt ise geçmişte yerleşik hayata geçmeyen, geçse bile tarımdan ziyade hayvancılıkla geçimini sağlayan, yazlık ve kışlık olarak devamlı hareket halinde olan kavimleri kastediyoruz. Çin, Hindistan, İran veya Rusya’yı kuramsal olarak kalpgah yani Turan’ın karşısında “kenar-kuşak” olarak konumlandırıyoruz. Hatta buna kısmen Türkiye’yi de dâhil edebiliriz. Elbette saydığımız bu devletleri kurama sadık kalma adına “kalpgah”ın dışında tutmak geniş manada çok anlamsız olacaktır ki, konunun tartışmaya açılmasını da bu yüzden gerekli görüyoruz.

“SARI HAÇLILARIN TURANİLERLE AYNI PERSPEKTİFTEN BAKMALARI MÜMKÜN DEĞİL”
Bununla birlikte kalpgah ve kenar-kuşak belirlemesinde sair sebepleri de göz ardı etmemek gerekir. Bunlardan belli başlıları şu şekilde izah etmek mümkündür; Turan’ın sosyo-ekonomik coğrafyasını belirleyen etnik yapıların hemen hemen ekserisinin bozkırlı/göçebe kökenli olmalarına karşılık Çin, Hindistan, İran ve Rusya yerleşik, tacir ve tarımcı toplumlardır. Ancak bu bağlamda Çin ve biraz da Japonya için bir başka kültürel unsur, bu iki büyük toplumun Gumilyev’in tanımlamasıyla “dinsiz toplum” olmaları çok daha kesin çizgilerle “kalpgah”ın dışında tutulmalarını gerektirmektedir. Gumilyev bunları “dinsiz sarı Haçlılar” olarak tanımlar ki, burada söz konusu olan bu iki toplumun Hıristiyan veya İslam olup-olmamaları değil, herhangi soyut bir varlığa karşı vicdani hiçbir sorumluluk taşımamaları, canlılar dünyasında da bir sınır tanımayacakları gerçeğidir. Dolayısıyla, Turanî etnikleri onlardan ayıran en önemli husus, evreni kavrama ve canlılar dünyasına bakış biçimlerinde yatmaktadır. Bu sebeple bilhassa “Sarı Haçlıların” Turanîlerle yaşanılabilir bir dünya tasavvuruna aynı perspektiften bakmaları mümkün değildir.

“AFGANİSTAN NEDEN TURAN’IN BAŞLANGICI VE KALBİ?”
Sosyal medyadaki bir paylaşımınızda “Turan’ın başlangıcı ve kalbi Afganistan’dır” dediniz. Bu fikrinizi neye istinaden söylediniz?

Afganistan’ın, Makedonyalı İskender hariç, Batı’dan gelen istila ve işgal hareketlerinde, daima Hint alt kıtası üzerinden saldırıya uğradığı görülür. Yine kuramsal açıdan “kalpgah”ın bekası ile kenar-kuşak arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. N. J. Spaykman “Coğrafya ve Dış Politika” adlı eserinde bu düşüncemizi “rimblandı (kenar-kuşak) kaybettiğinizde tehdit doğrudan merkeze olacaktır” şeklinde ifade etmektedir. Bu bilgilerden hareketle Afganistan coğrafyasına bakıldığında ana hatlarıyla Afganistan’ın yakın zaman siyasi konumu özetle şu şekilde ifade edilebilir. Malum olduğu üzere, İngiliz emperyalizmi Malay ve Çin hinterlandında bazı adaları Hollanda, Belçika, Portekiz ve Fransa’ya bırakarak istimlak alanı olarak Çin ve Hindistan’dan sonra Afganistan’ı zorlayarak Türkistan’a gözünü diktiğinde Afganistan, başta İngiltere olmak üzere, Almanya, Fransa, Japonya ve Rusya’nın paylaşım alanına dönüşmüştü. Çarlık Rusyası’nın da 1552’de Kazan’ı işgali ile başladığı Türkistan işgalinin ilerlemesi, İngilizlerin Hindistan’ı sömürge haline getirmesi ile yine aynı dönemlerde, yani 1865 sonrası, Afganistan’da karşı karşıya gelmiş ve Afganistan bir nevi doğal tampon bir bölge haline getirilmişti. Neredeyse yarım asır sonrası Türklerin Çanakkale savunmasıyla, 1917 Bolşevik devriminin hesapları alt üst etmesi, bölgede geçici de olsa bir stabilite sağlanmıştı. Bu durum yine bilindiği gibi 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan yönetimi tarafından davet edilmesi üzerine 10 yıl sürecek olan bir Sovyet/Rus-ABD çatışması başlamış ve Sovyetlerin 1989’da dağılmasıyla ABD Afganistan’a yerleşmişti.

Türkler Afgan hükumetine karşı harekete geçti! Güney Türkistan’da neler oluyor?
Yakın zamanda Çin’in dünya siyasetine ekonomi-politik bir aktör olarak dahil olmasıyla, tarihi-coğrafyanın değişmez karakteristiği kendisini “Kuşak Yol Girişimi” projesi üzerinde somutlaştırması, bir defa daha Rusya ve ABD’yi, işin içerisine bu sefer de Çin’in girdiği bir süreçle karşı karşıya getirmiştir. Kuşak Yol projesinin Orta Asya ülkeleri başta olmak üzere Rusya, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa ülkelerini imalat sektöründe Çin’e bağımlı hale getirmesi, ABD’yi safdışı bırakma, Rus hinterlandını silahsız ve çatışmasız işgal etme anlamı taşımaktadır. Bu bakımlardan, gerek uluslararası güçlerin paylaşım alanı, gerekse Turan jeopolitiğinin tahakkuku açısından Afganistan, doğal olarak, tarihin sürekliliği ilkesi gereğince “Turan’ın başlangıcı ve kalbi“ni kaçınılmaz olarak oluşturacaktır.

“TÜRKİSTAN COĞRAFYASI ÇİN’İN İNSAFINA KALDI”
Siz yine sosyal medya paylaşımınızda “Batı bu projeyi desteklemeli” demişsiniz. Bunu nasıl açıklarsınız?

Aslında Batı’nın Turan projesinden ziyade Turan tasavvurunu, Osmanlı’nın son üç yüz yılında başarılı denilebilecek stratejisi veya 1991 sonrası Türkistan coğrafyasındaki Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin uygulama gayretinde oldukları denge siyaseti bağlamında değerlendirmek yerinde olacaktır. Onca yanlış strateji, bilhassa 2002 yılında Afganistan’ın işgali ile başlayıp “renkli devrimler” ile bölge devletlerindeki statükocu liderleri devirme yönündeki sözde demokratikleşme faaliyetleri, bir nevi ABD’yi, dolayısıyla NATO’yu belki de bölgeye 2002 öncesi gibi bir daha giremeyecek noktaya getirmiştir. Bir tarafta ABD dolayısıyla Batı’nın bölgede dışlanması, diğer tarafta Rusya Federasyonu’nun eski gücünde olmaması, bölgede Çin’e rahat hareket etme alanı sağlamış ve bugünkü durum ortaya çıkmıştır. Tek taraflı bağımlılık ise sadece Çin’e yaramış, bilhassa bölge devletleri bir nevi Çin’in at koşturduğu alanlara dönüşmeye başlamıştır. Diğer bir ifade ile Türkistan coğrafyası Çin’in insafına kalmıştır ki, bu insafın olup-olmadığına yukarıda değinmiştik.

Lakin bütün düşüncesi sadece kendisinin kazanması üzerine kurulu bir dünya tasavvuruna sahip Batı’nın bu jeopolitik tasavvuru destekleme ihtimalini de zor görmekteyim. Zira “Turan: Barış Yolu” tasavvuru “Dünya 5, hatta 1’den küçüktür” düşüncesini dogma olarak gören ve uygulamak isteyen Batı’nın doymak bilmez zalim ve insanlık dışı kapitalizmine dahası emperyalizmin çanına ot tıkayacak yeni bir dünya sistemi inşası ortaya koymaktadır. Asıl felaket o ki, eğer Batı’nın, buna ABD’de dahil, böylesi bir Turan Birliği tasavvuruna destek vermesi sadece Batı emperyalizminin ya sonunu getirir ya da asıl felaket diyebileceğimiz yeni milyonlarca gönüllü köleleşme sahası ortaya çıkarır. Bunu ancak tasavvurun tartışılması, uygulanabilirliğinin saptanması ve yürürlüğe konulması sonrasındaki süreç gösterecektir.

Bizim anlayışımızın özü kapitalizmin yaşaması için fabrikalarda, çiftliklerde ölesiye çalıştırılan, bütün insani duyguları ve hisleri kapitalizmin sanal dünyasına mahkum edilmiş Turan coğrafyası halklarını, dolayısıyla onlar üzerinden yaşanılabilir bir dünyada sömürüsüz ve barış içinde bir arada yaşama idealini ortaya koymaktır.

Doç. Dr. Ömer Kul
Böylesi hassas ve insanlık adına önemli olacağını düşündüğümüz “Turan: Barış Yolu” tasavvurunun tartışmaya açılması adına konuyu gündeme taşıdığınız için sizin nezdinizde Kırım Haber Ajansı’na ve okurlarımıza teşekkür ediyorum. Burada özetle bahsettiğimiz hususların, lehte ve aleyhte, alanında uzman kişiler tarafından tartışılması önem arz etektedir. Bu bağlamda önümüzdeki süreçte “Turan: Barış Yolu” jeopolitiği üzerine bir uluslararası sempozyum düzenlenmesi, sonuç bildirgesi üzerinden bir eylem planı hazırlanarak çalışmalarının ara verilmeden sürdürülmesi her anlamda faydalı olacağı kanaatindeyim. Bizim burada özetle üzerinde durduğumuz hususların belki birçoğu bu ilmi toplantılar sonrası değişecek veya bu düşüncelere yenileri ilave edilecektir.

Sempozyum sonrası herhangi bir somut adım atılmasa bile “Turan” üzerine alanında uzman kişilerin fikirlerinin toplu olarak arşivlenmesi dahi önemli bir birikim olacaktır. Belki sayenizde birileri daha güzel ve yaşanılabilir bir dünya için böyle bir uluslararası toplantının gerçekleşmesine destek olacak, sizler de “Turan: Barış Yolu” jeopolitiği tasavvurunun mimarları arasında olacaksınız. Yeni Dünya Düzeni’nin kurulmaya ve dünyanın yeniden paylaşılmaya çalışıldığı bu günlerde, yarından ümidi kesmeden, yeni şeyler söylemenin zamanının geçmekte olduğunun bilincinde, biz varız diyoruz. Tartışalım, yaşanılabilir ve daha iyi bir dünyayı hep birlikte inşa edelim.

Güney Türkistan’da Türkler, Afgan hükumetine karşı harekete geçti!

Afganistan’da Faryab ilinde Türk kökenli vatandaşlar tarafından ilk kez hükumet karşıtı yürüyüş düzenlendi. Ülkede Türklerin asimilasyon ve baskı uygulamalarına maruz kaldığı bildirildi. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi ve İsa Yusuf Alptekin Vakfı (İYAV) Başkanı Doç. Dr. Ömer Kul, Güney Türkistan’da yaşanan kritik gelişmeleri QHA’ya değerlendirdi

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum