Reklam
Reklam
Ömer ÖZKAYA

Ömer ÖZKAYA

[email protected]

To be or not to be, that is the question...

20 Eylül 2021 - 21:25 - Güncelleme: 20 Eylül 2021 - 21:27

Avrupa'nın Amerika'dan sonraki en değerli ekonomik keşfi Uzak Doğu Asya’dır.

Bu iki coğrafi/ekonomik keşfin o dönemlerden beri sağladığı olanakların daha sonra o bölgelerde inşaa edilen devletler tarafından bugün Avrupa'nın sahipliğinden alınıp alınmayacağı Batı'nın ekonomik, askeri ve finansal elitlerini oldukça meşgul etmekte ve zorlamaktadır.

Kuzey ve Güney Amerika, bugünkü Batı uygarlığının ve özellikle kapitalist siyasal ve sosyal sisteminin ekonomik evrim ve gelişiminde iktisâdi gereksinim olan tüm hammaddeleri, altını, gümüşü ve köle gücünü derlemesini temin etmiştir.

Bu eşsiz ve yüksek oranlı destek, Avrupa’ya yeni jeopolitik, jeoekonomik ve teostratejik ülkelerin ele geçirilmesinde gösterdiği girişimci cesaretinin katma değeri hâlâ artan ödülü mü, yoksa geritepkisi mi olacaktır?
Çin faktörünün ortaya çıkışı Avrupa’nın ve genel olarak Batı’nın “sömürgeci” ve aşırı kapitalist çizgisini değiştirecek midir?

Avustralya, İngiltere ve ABD arasında kurulan AUKUS çok kapsamlı ittifakı içleminde, Avustralya'nın Fransa'dan almaktan vazgeçtiği 90 milyar dolarlık nükleer denizaltılar Batı dünyasında tam bir uluslararası politika kaosu yaratmıştır. Avustralya'nın nükleer denizaltıları alıştan vazgeçmesinin uluslararası ilişkiler ve politikalar boyutu zaten olağanüstü bir içerik taşımaktadır. Bu reel olağanüstü durum belki ihmal edilebilir. Ancak bu küresel çaptaki uluslararası kriz, dünyanın yeni bir çağa uyandığını en çarpıcı şekilde gösteren bir enstantanedir.

Çin bağlamında "Uzak Doğu Asya" gerçeğinin Batı ülkeleri tarafından ne tür bir askerî/diplomatik parantezde ve güvenlik matrisinde değerlendirildiğini göstermektedir. Avustralya'nın konumu ve ada kıta olması sebebiyle bu kapsamda bir nükleer denizaltı gücüne sahip olmak istemesi ilk başta "normal" görülebilir.

Fakat Çin ve bileşenleri "tehdit"inin algılandığı boyutu sergilemesi açısından çok stratejiktir. Bu yeniçağın "yeni tehdidine" karşılık alınan olağanüstü önlemlerin sadece bir kalemini ortaya koyması bakımından daha da jeostratejiktir.

Avustralya'nın deniz gücünü daha ne gibi stratejik silahlar ve araçlarla, ne tür teknolojilerle donattığı daha çok merak edilecektir.
Doğal olarak başta Avustralya olmak üzere AUKUS ittifakının Asya-Pasifik gücünün boyutları diplomasi ve uluslararası ekonomi borsasında "günlük işlem hacmi" içeriğinde takibe alınacaktır.

ABD’nin tarihte Vietnam, Kamboçya, Laos, Endonezya, Kore ve Japonya ile ilişkileri ve bagajı ve son olarak Çin klasörü, küresel diplomasi ve siyaset kültürünün, William Shakespeare'in ünlü karakteri Hamlet gibi "ruhsal bunalımlar“ yaşamasına neden olmaktadır.

İngiltere ve ABD’nin Asya'daki tarihsel kronolojilerine rağmen küresel güçlerini hâlâ bu düzeyde tutabilmeleri diplomatik, askeri, ekonomik, siyasal ve sair dosyalarını ve ilişkilerini takip ciddiyeti konusunda yeterli fikir vermektedir.

Uluslararası ilişkiler ve ticaretin tüm tarihsel bagajlara rağmen aldığı mesafe, baltaları elde değil de toprakta tutma gerekliliği ve yaşama yeniden başlayabilme cesareti İngiltere ve ABD’nin en büyük desteğidir.

“To be or not to be, that is the question” mottosu William Shakespeare’in yapıtlarında derin bir umutsuzluk tablosunun ifadesi olsa da, uluslararası ilişkiler söz konusu olunca büyük bir umudun da başlangıç noktası olabilmektedir.

Büyük üstad Thomas Carlyle’in formüle ettiği "Bizim gerçeklerimizin için de bir parça yalan, düşmanlarımızın yalanlarının içinde de bir parça gerçek bulunur" çözümlemesi, bireylerin, topluluk ve ulusların derin bir tefekkür ve muhasebe sonrası af ve tolerans moduna geçerek yaşama devam etme iradesini, enerjisini ve misyonun da bu olduğu olgusunu inşaa ederek yolumuza devam etmeyi sağlamaktadır.

İmparatorlukların doğası ve tarihi incelendiğinde, “deniz ve tabiat verdiğini mutlaka geri alır" yasasının bir başka biçiminin işlediğine tanık olunur. "İmparatorluklar bir gün aldıklarını vermek zorunda kalırlar." Bu evrensel yasa tüm imparatorluk türlerinde işlemiştir. Roma, Osmanlı, Bizans gibi imparatorluklar analiz edilirse yasanın işlediği görülecektir. İstisnalar ise alınan yerleri vatan haline getirebilmektir ki, bu devasa "iş" her zaman başarılamaz.

İngiliz aklının Hong Kong, Çin, Yeni Zelanda ve Avustralya’daki tarihi mercek altına alınca keşfetme cesareti, şans, vizyon ve ileri görüşlülük ve küresel emlak experi olma gibi faktör ve vasıfların ilerleyen süreçte nasıl bir avantaja dönüştüğü de çarpıcı şekilde önümüze çıkmaktadır.

Gelinen noktada İngiltere'nin Avustralya gibi bir ada kıtada var olması, Çin çağı diyebileceğimiz süreçte inanılmaz bir jeopolitik ve jeostratejik bitmez hazinedir.

Bu olgu Fransa'nın Avustralya'nın nükleer denizaltıları almaktan vazgeçmesi karşısında gösterdiği olağandışı diplomatik tepkinin olağanüstülüğü hakkında yeterli fikri vermektedir.

Tam da bu noktada Fransa'nın nasıl olup da Avustralya'nın bu doksan milyar dolarlık bütçeye sahip nükleer denizaltıları alacağına inandığını sormak da gerekmektedir.

İngiliz Milletler Topluluğu'nun çağın mana ve önemi karşısında en stratejik üyesi olan Avustralya, İngiltere'ye rağmen bu askerî, teknolojik, jeopolitik, jeostratejik ve diplomatik "fethe"  açık olabilir mi?

Fransa'nın bir süredir uluslararası ilişkilerde sergilediği tutum ve hareketler "To be or not to be, that is the question" mottosu koordinatlarındaydı.

Tarihe bakıldığında Fransa'nın dünyanın güzergahını her zaman değiştirecek güç, birikim, entellektüel cesaret, vizyon ve potansiyelde olduğu da tescil edilmiş bir gerçektir.

İki ada kıta devlet ile bir ada devletin kurduğu AUKUS kapsamlı ittifakının ABD'nin neden Afganistan'dan hızlı bir askerî harekâtla çıktığını da izahtan vareste tutmaktadır.

AUKUS ittifakı ve Fransa arasında oluşan doksan milyar dolarlık nükleer denizaltı alımının iptali olayındaki diğer en önemli faktör, Çin'in yakın, orta ve uzun vadede hangi büyüklüklere ulaşacağının ve büyüklüğün oluşturacağı küresel ekonomik, siyasal, askerî ve diplomatik tsunaminin taraflarca ciddi ciddi hesap edilerek öngörüldüğünü ve ortaya çıkan dev Çin tablosuna göre savunma ve silahlanma vizyonu oluşturulduğunu teyit etmektedir.

Doksan milyar dolarlık nükleer denizaltı alımının Avustralya tarafından iptalinin ekonomik ve teknolojik boyutu Fransa'nın "ticaret" olgusu üzerinde ne kadar ağırlıklı olarak durduğunun bir başka göstergesidir.

Bir önceki yazıyla ilgili hale getirirsek ABD'nin Afganistan'da yenilip yenilmediği yönündeki tartışmaların ABD tarafından da olumlu karşılandığını ve teşvik edildiğini, AUKUS ittifakının bu oluşan gölgede gerçekleştirildiğini ileri sürmek gerçeğin önemli bir parçasını işaretliyor.

ABD ve İngiltere'nin Asya-pasifik ve Çin bağlamında AUKUS ittifakı türü yeni ilişkiler tesis edeceği artık sürpriz değildir. Fransa, İtalya, Almanya ve Rusya'nın da benzer ittifaklar yapacağı ortadadır.

Bu bağlamda artık dünyanın yeni ağırlık merkezinin Uzak Doğu Asya ve Asya özelinde Çin'in olduğu iki büyük küresel güç ABD ve İngiltere tarafından deklare edilmiştir.

Çin’in öngörülenin ötesinde yeni bir küresel mimarinin oluşmasına sebep olacağı da ABD, Avrupa ve İngiltere tarafından hesap edilmiştir.

AUKUS ittifakı çerçevesinde oluşan kaos ve diplomatik/askerî ihtilaf, Bir Kuşak Bir Yol tasarımının gerçekleşme olasılığı hesaplarını da yeniden ele almayı zorunlu hale getirecektir.

Çin'in sessiz sedasız kuşatılmasının Güneydoğu boyutu realize olmuştur. Güney ve Güneybatı’da yakında ittifaklar çıkacaktır. Benzer ittifakın ABD, İngiltere ve Hindistan arasında da kurulmuş olma olasılığı yüksektir.

Afrika bazlı daha geniş bir ittifak da önümüzdeki günlerde gündeme gelecektir. Fransa ve Almanya'nın Afrika'daki sömürge geçmişleri için yaptıkları özür trafiğinin içeriğinin ittifak bazlı olduğu öngörülebilir.

Çin'in doğusunda ve güneyinde dünyanın yeniden dizaynı söz konusudur. Güneybatı Asya, Ortadoğu ve Afrika, yeni bir uluslararası yapılanma, yeni bir jeopolitik ve jeostratejik tanımlanma ile yüz yüzedir.

Mısır ve Suudi Arabistan öncülüğünde Ortadoğu'da yeni sistem arayışları da bu arada gündeme gelecektir.

Thomas Carlyle’in "Bizim gerçeklerimizde bir parça yalan, düşmanlarımızın (başkalarının) yalanlarında da bir parça gerçek bulunabilir" şeklindeki müthiş mottosu, uluslararası ilişkilerde yeni bir platform olmak durumundadır.
Küresel işbirliği ve küresel istikrar ancak bu şekilde rasyonel, dengeli ve kısmen adil olabilir.

William Shakespeare'in Hamlet etiketli mottosuna biraz operasyon yapabiliriz: Olmak ya da olmamak değildir soru. Hep beraber nasıl bir arada olmaktır soru.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum