Reklam
Reklam
Ömer ÖZKAYA

Ömer ÖZKAYA

[email protected]

Küresel Yin Yang...

23 Mart 2021 - 00:03


İktidar değerlendikçe iktidarı ele geçirme komploları, stratejileri ve kitleleri yönlendirme bilimleri giderek hiperkompleks hale gelirler.

Giriftlik arttıkça aslında bir yandan tüm her şey silikleşir, bir yandan da bu ağır sisin altında herkes ve her şey yerine çakılı kalmaya mahkûm olur.

Küresel iktidar mücadelesi ve hegemonya kurma gereksinimi bu anlamda dünyanın dev devletleri için âciliyet kazanmaktadır.

Çin’e bakınca küreselleşmenin en yoğun hâli hemen göze batmaktadır. Bu küreselleşme ekonomik boyutlu muazzam bir anıttır.

Japon mucizesinden sonra, şimdi de Çin mucizesi ile dünya şaşkın durumdadır. Bir farkla ki; Japon mucizesinden küresel bir hegemonya projesi çıkmamıştır ve tekno-ekonomik boyutlu kalmıştır.

İtalya’nın 1970 yılında Çin’i tanıyan ilk Batı ve NATO ülkesi olduğunu bir kenara not edersek o tarihten bu yana Çin’in aldığı mesafe gerçekten ölçü ve tartı kabul edecek cinsten değildir.

Çin gibi uyumakta olan bir devi Avrupa’da ya da Batı dünyasında niye önce İtalya'nın tanıdığı gerçekten hiç sorgulanmamıştır.

İtalya’dan önce Danimarka Çin’i tanımış, fakat bu diplomatik girişim, uluslararası bir furyaya neden olmamıştır.
Acaba İtalya'nın Çin’i tanıması için ne tür bir diplomatik ve uluslararası nedenler tablosu oluşmuştur?

Çin’in ve Mao’nun ideolojik ortağı SSCB ile birlikte hareket etmemesi ve bu birlikteliğin oluşamaması için Batı’nın veya Batı paktlarının diplomatik ve uluslararası girişimleri ile Batı’nın bir nevi direnç kırıcısı veya analizcisi niteliğine sahip İtalya’nın uluslararası jeopolitik atağı "Çin’i tanıyın anonsu” işlevi mi görmüştür? Büyük olasılıkla böyle olmuştur.

Batı’nın Çin, Çin’in Batı olduğu bir kürede yaşanan uluslararası kamplaşmanın devletlerarası bir müzakerede nasıl bir teknikle, “Bu alan, Çin’in çıkarları, bu alan da Batı'nın çıkarları alanıdır” etiketlemesi yapılacağı gerçekten olağanüstü bir belirsizlik bölgesidir.

Çünkü Çin’in Batı’nın, Batı'nın da Çin’in kılcal damarlarına bu kadar yayıldığı bir tekno-ekonomik, finansal-politik ve elit-politik tablonun çok kısa zamanda bu denli kapsamlı müzakerelere hazır olabilmesi olanaksızdır. Fakat buna rağmen Coin yani para ve sanal para mücadelesi yoğun bir biçimde masadadır.

Çin hiper bir hızla Batı'nın sosyolojik yapısını veya Marksist yaklaşımla Kapitalizmin sınıflı yapısını değiştirirken, Kapital-Liberal sistem yani Batı da Çin’in sınıfsız Sosyalist toplum yapısını yine hiper hızla şiddetli bir şekilde yeniden sınıflar oluşturacak biçimde düzenlemektedir.

Çin ile ABD arasında yaşanan ticaret savaşları başlığı altındaki tüm savaşların en çarpıcı ve tarih değiştirici kısmı, Batı’da ve Çin bağlamında Asya’da oluşan bu yeni sosyoloji ve tüketici profilidir.

Küresel çapta dünyada olağanüstü bir hızla üretim ve tüketim kalıpları ile bölgeleri değişmektedir. Bu değişim ideolojileri çarpıtmakta, konvansiyonel savaşların içeriğini değiştirmekte, yaşamın her anı ve alanı, ülkesel, bölgesel ve küresel savaşların yoğun hegemonyasına girmektedir.

Kapitalizmin, liberalizmin, komünizmin ve sosyalizmin bir anda küresel üretim üslerinin değişmesi ile Şeytan çarpmışa dönmesinin ve tanınmayacak bir paradigmalar demetine dönüşmesinin yanı sıra dinsel alanlarda son dönemlerde meydana gelen savrulmalar ve yoğunlaşan radikal dinsel akımlar kitle psikolojisini ve bilişsel sosyolojiyi yeni bir kimliğe bürünmeye zorlamaktadır.

Dinsel, ideolojik ve kültürel pusulasını kaybetmiş milyarlarca insan yığını, kendisine yeni bir aidiyet paradigması yaratacak "tanrı" beklemektedir. Bu süreçte sosyolojik, etnik, kültürel ve dinsel kimlik üretecek fabrikalar da yok.

Batı, liberalizm ideolojisi altında sınıfsızlaşırken, Çin ve bileşenleri, sosyalizm ideolojisi ile sınıflı topluma dönüşeceklerdir. İşte Batı ile Çin arasındaki rekabet listesinin ilk sonucu bu olmaktadır. Bu değişim, yönetsel değişimler ve toplumsal kesimlere yönelik güvenlik politikalarında hızla kendini göstermektedir.

Bu bağlamda pandemi öncelikle ileri yaş gruplarındaki "hafızaların" seyrelmesine neden olmaktadır. Bu durumda mitolojik bir geçmişi, büyük olasılıkla dinsel, kültürel ve etnik kimlik alanına egemen kılma süreci işleyecektir.

Batı'nın egemen güçlerinde giderek hafıza bazlı, yani ileri yaş gruplarından liderlerin ağırlık kazanması "veraset" ve “miras” ile ilgili geçmişin önemini vurgulamak olarak görülebilir.

İdeolojik dinlerin, bilim ve din arasındaki gerilim ve ilişkilerin ABD ve Çin arasındaki müzakerelerde koordinat bulabilmesi bir başka ilginç noktadır. Üretimde sayısal ve kalitesel beyne, yani niteliğe önem veren Batı ile nüfus sayısını büyüklüğün en önemli sembolü gören Doğu aklı arasındaki absürt ve asimetrik fon, tüm Küre’ye “Acaba İngilizler bu işin neresinde?” sorusunu daha yoğun sordurtmaktadır.

Çin’in Batı'nın yerleşik düşünce biçimlerine yönelik hamleleri, Batı'nın da Çin’in yerleşik düşünce ve yönetsel alanlarını hedef alan girişimleri ilginç boyutlar ve klasik içerikler taşımaktadır.

ABD Başkanı Biden’ın septikliği birçok lideri rahatsız edecek derinliktedir.

Bütün bu küresel panoda tek ve en önemli eksiklik, yeni bir düşüncenin olmayışıdır. Yeni düşünceler ve ideolojiler olmadan toplumları ve ulusları sarsacak ve onları bulundukları çözümsüzlük alanından çıkaracak navigasyonlar bulunamaz.

Pandemik ideoloji, toplumları yeterince irrite edememiş ve yeterince kamusal maliye sorunları nedeniyle korkutacak kollektif gücü üretememiştir.

Yine pandemik ideolojik süreç Çin’e olan küresel tedarik bağımlılık oranını saptama ve test etme olanağını da Batı’ya vermiştir.

ABD Başkanı ve FED Başkanı’nın beyanları pandemik ideolojik sürecin henüz eşiğine bile yaklaşılmadığını ortaya koymaktadır. ABD’nin pandeminin sebep olduğu toplumsal şokları absorbe etmek için hibe ve sair önlemler paketlerini daha yoğun devreye alacağını en üst düzeyde vurguladığı görülmektedir.

Çin’in Batı’nın bazı ileri düzey bilimsel ve teknolojik ürünlerine, ABD’nin de Çin finansal-politik ürünlerine ve üretim yelpazesine gereksinimi vardır.

Bu küresel sorunlar yumağının çözüm arayışları platformu da BM’dir. BM demek ise “İngiliz aklı” demektir.

Çin’in üretim yelpazesi ve ülkede etkinlik gösteren şirketler bazında kapsamlı bir analiz yapıldığında Batı’nın aynada kendini görmesi, Batı'nın finansal-politik haritası analiz edildiğinde de Çin’in aynada kendini görmesi kaçınılmaz olabilir.

Pandemik süreçte homeopati siyaseti ve stratejisi geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Sağlıklı (olduğu düşünülen) bünyelere (ülkelere) de bu dönemde hastalıklı bünyelere yönelik ilaçlar verilmiştir. Fakat istenilen sonuçlar yani müttefikler elde edilmemiştir.

Birilerinin elinde gerçekten çok etkili projeler ve bunu uygulayabilecek güçler varsa beklemeyi tercih edeceklerdir. Bu, bilinen bir stratejidir.

Beklemede olan veya olanlar, akılların karışması ve sözcüklerin savrulması için doğru yerlerden yanlış işaretler göstereceklerdir.

İnsanın aynanın karşısında sürekli değişen yüzünü görünce yaşadığı şok ne ise bugün Çin ve Batı’da yaşanan odur. Kimlikler, çıkarlar, stratejiler, beklentiler, kaygılar, diplomasi, siyaset ve akla ne gelirse hepsi iç içe geçmiştir.

Böylesine bir iç içelik ve entegrasyon, Çin’i Batı için önemli bir jeopolitik sorunsal haline getirmiştir. Batı’daki uluslararası ayrışma ve Doğu Akdeniz, Karadeniz, Rus Doğal gazının Kuzey Akım stratejileri ve arka planda gelişen ittifaklar gibi stratejik tercihte bulunma zorunlulukları, Çin’in işini kolaylaştırıcı bir boyut ta üretiyor.

Sonuç itibariyle Asya denince mekânın sahipliği, İngiltere eksenine doğru evriliyor. Ve doğal olarak İngiliz aklının izlenmesi bu süreçte en isabetli yollardan biri olarak görülmektedir.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum