Reklam
Reklam
Ömer ÖZKAYA

Ömer ÖZKAYA

ozkaya@haberpars

Konvansiyonel ve post-konvansiyonel savaşta son durum...

30 Haziran 2021 - 00:55



Haziran ayında yapılan NATO zirvesinde Batı'nın Rusya ve Çin ile ilgili ilk stratejisinin bu iki ülke ile rekabetini/mücadelesini ticaret savaşları parantezinde yürüteceği analizine yer vermiştik. Akabinde Rusya ve Çin'den ticaret savaşları bağlamında yanıt geldi: Ticaret savaşlarını emtia fiyatları ile yoğunlaştırmak... Rusya ihraç ettiği emtialara ek geçici gümrük vergileri koyduğunu açıkladı.

Çin ise kamu rezervlerinden 20 bin ton bakır,30 bin ton çinko ve 50 bin ton alüminyum satacağını bu yolla da artan emtia fiyatlarına savaş açtığını deklare etti. Petrolle ilgili çeşitli senaryolar da dolaşıma girdi. Hemen ardından da tarımsal emtia fiyatlarında düşüşler başladı. Soya, mısır, buğday, şeker ve hububatlarda da fiyatlar aşağı yönlü hareket etti.

Konvansiyonel ticaret kategorisindeki bu fiyat yükseltme ve düşürme operasyonları şüphesiz son NATO, G-7 ve AB-ABD görüşmeleri sonrasında aniden başlamıştır. Fakat hazırlıklar epey önceden başlamıştır. Yani tüm taraflar ellerindeki kartları masada değerlendirmeye karar vermiştir.

ABD'nin FED liderliğinde sürdürdüğü çok başlıklı dolar "harekât"ları, konvansiyonel merkez bankalarının ve bankacılığının yeni bir yapıya evrilerek işlev ve görev artırımına gideceğini göstermektedir.

Ticaret savaşları uzun bir süre merkez bankalarının devalüasyon başlığı altında yürürken yine aniden enflasyon hayaleti başta ABD olmak üzere ekonomi labirentinde yerini alarak devalüasyon, deflasyon ve enflasyon sarmalını operatif hale getirmiştir.

Bu bağlamda Asya, Avrupa ve ABD borsaları "dalgalı ve satışlı seyirler" izleyerek yeni bir spekülatif ve manipülatif alana yönlenmiş olmaktadır.

Bu bağlamda ABD hazine faizlerinin çeşitli kategorilerindeki düşüşlerinin haberlerini ve ABD dolarının diğer para birimleri karşısında değer kazandığı ve küresel rezerv para liderliğini takviye ettiğini saptayan analizler, ekonomi gündemine akmaya başlamıştır.

Konvansiyonel ekonomideki bu seyir, yine konvansiyonel diplomasi, konvansiyonel askerî konsept ve konvansiyonel uluslararası ilişkilerdeki hareketlilik ile birlikte gerçekleşmiştir.

NATO, G-7 ve AB-ABD zirvelerindeki ekonomik, finansal ve üretimsel stratejilere Rusya ve Çin aynı hızla karşılık vererek ticaret savaşları parantezindeki her türlü "atraksiyon"lara hazır olduklarını da vurgulamışlardır.

Küresel alarm panolarında virüs farmakolojisi diplomasisi özgün bir stratejik başlık olarak tehlike sinyali yoğunluğunu artırmaktadır. Farmakolojik diplomasi söz konusu olunca Dan Brown'ın "Cehennem" adlı yapıtındaki bir cümle önümüzdeki zaman dilimlerinde daha da görünür olacaktır: "Toplu ölümlerin olduğu virütik olaylar daima ciddi yatırımlar alır." Bu şekilde ekonomik dile çevrilen bu saptama, farmakolojik endüstri ve virütik endüstri sentezinin yeni bir küresel ana arter oluşturacağına yönelik analizlere de destek olmaktadır.

Post-konvansiyonel bir sağlık stratejisinin ana kolonlarını yükselten virüs ve mutasyonları, "çığ etkisi"ni kitlesel sağlık alanına taşımaktadır. Oluşan bu kitlesel sağlık çığı, yeni birey, yeni toplum ve yeni değerler dizaynını kolaylaştıracaktır.

Virütik endüstrinin, ticaret savaşları parantezi içinde belki en dönüştürücü paket olarak işaretlenmiş olduğunu belirtmek önemlidir. Virüs ve aşı diplomasisi pasaport ve vize dışında ek izinlerle küresel seyahat kısıtlamaları ve yönlendirmeleri ile ülkeleri istenilen çizgide tutmaya yarayan ekonomik, siyasal ve hatta askerî bir mekanizmaya dönüşmüştür. Virüs ve aşı diplomasisi, turistlerin tatil lokasyonlarını belirleme özgürlüğünü ellerinden alırken, hangi ülkelere seyahat edileceği neredeyse siyasal bir karara bırakılarak, diplomatik ajandaya “tehlikeli” ve “tehlikesiz” ülke ayrımını bir de turizm bağlamında saptama olanağı bahşetmiştir.

Bu arada turizm olgusunun budanarak otel, plaj ve yemek salonu üçgenine indirgenerek kültürel yalıtımın önünün açılması, küresel radikalleşme eğilimleri ile paralel gelişmiştir. Yine küresel çapta bir sorun olan mülteci akımları, geleceğini Batı'da gören gönüllü Batılılaşmış kitleler yaratarak kültürel asimilasyonu doğal, gerekli ve saygın bir eyleme dönüştürürken, Batı'daki aşırı sağ akımlar bu "onur"u bir anda kırarak "sığınma" olgusunu yoğun pres altına alarak "efendi"nin kim olduğunu anımsatacak antropolojik çentikler atmaktadır.

Böylesine kaotik hale gelen küresel mobilite, küreselleşmenin kültürel, hukuksal, yaşama hakkı, moral öğeler, sosyalleşme ve değerler sahasını boşaltarak yerelleşme ve ekonomik korumacılığa yani liberalizmin terkine neden olacak süreçleri kuvvetli bir şekilde tahrik etmektedir. Demokrasi kavramı da bu uluslararası türbülansta lüks ideolojik kategoriye yükseltilerek Batı'nın kutsal değerlerinin de siyasal renevasyona alınmasına yol açarak Batı tipi denetimli toplum ve özgürlükler paradigmasını Doğu'ya ve Küre'ye "Batı'da bile kısıtlamalar var" yargısı ile totaliter mekanizmalara referans olmaktadır.

Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik, sosyal, kültürel ve ekonomik çeşitlilik Batı'nın profilinde önemli yer tutarken günümüzde Batı monolitik renksiz bir pakta dönüşme tehlikesi yaşamaktadır ki bu sığlaşma, "Rusya ve Çin ile mücadelesinde denge sağlayıcı bir etkene evrilir mi" sorusunu haklı hale getirmektedir.

Batı'nın Rusya ve Çin ile mücadeleye girişme egzersizlerinin ilk küresel doğal sonucunun her anlamda çeşitliliğin darbe alacak olması, totaliter eğilimli siyasal kültürler için yaşamsal destek içerse de aynı siyasal eğilime de ciddi bir hasar verme potansiyeli taşımaktadır. Meşruiyet ve sürdürülebilirlilik stratejik asgarî değerdir. Batı'nın Rusya ve Çin'i daha totaliter bir alana kaydırması durumunda adı geçen iki ülke ve bileşenleri, birçok ekonomik alanı kaybetme olasılığı ile yüz yüze geleceklerdir. Siyaset ve ekonomi felsefesi yanında kültürel çeşitlilik gibi Batı'nın üstünlüğü olan bu branşlarda Rusya ve Çin'in daha da gerilemesi, post soğuk savaş dediğimiz yeni uluslararası stresler sürecini başlatır ki deneysel geçmiş bunun hangi ülkelere yaradığını açıkça ortaya koymaktadır.

En tehlikeli gelişme ve stratejiler savaşı bu alanda yaşanmaktadır ve bu alan giderek karışacaktır. İdeolojik rekabet içerik değiştirerek yeniden daha yoğun bir biçimde dinsel referanslar alarak da devam edecektir.

Konvansiyonel ekonomideki ve siyasetteki bu sorunsallar listesi post-konvansiyonel ekonomik sahaya taşınarak Rusya ve Çin’in savunma statüsünü geliştirmektedir.

Virütik endüstri ve stratejinin Batı kültür ve ekonomi hinterlandında olumsuz anlamda etkili olduğu rakamlarla ortadadır. “Kitle iletişim katsayısı, çarpı demokrasi, eşittir, kaliteli toplum” denklemini virütik endüstri ve strateji ciddi olarak örselemiştir. Yani Batı tipi yaşam ve kültür izole edilerek pasif koordinatlara çekilmiştir. Fakat bu haliyle bile hâlâ rakipsizdir.

Bu tabloya yanıt Çin’in küresel tedarik üssü olma avantajını birçok ülkeye yayma girişimi olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Çin’in "özgürlükler" konusundaki "zayıf" görünümü ve Jack Ma ve Wang Xing gibi iki önemli girişimci elitin çeşitli eleştirileri bağlamında oluşan tablo ve azınlıklar alanında küreselleşen tavır, zorlayıcı bir alt yapı oluşturmaktadır.

Rusya'nın muhalif Navalny’e yönelik tutumu ve Ukrayna ile yaşadığı jeopolitik sorunun jeostratejik yönetimi Batı tarafından dikkatle izlenmektedir.

Bunun yanı sıra Çin’in sanal paralara yönelik yasal çerçeve oluşturma ve politik tutumu post-konvansiyonel ekonomik ve finansal aktörleri tercihe zorlamak ve bilişim bilimleri ve teknolojileri alanında elde ettiği başarıyı sosyal, siyasal ve özgürlük açılımları ile paralel götürmeyerek toplumsal moraliteyi düşürmektedir.

Bu bağlamda NATO, ABD, AB, Rusya ve Çin'in açmazları olduğu ve açmazların rakiplerce çok iyi etüt edildiği görülmektedir. Bu etüt, Batı’nın Rusya ve Çin ile ticaret savaşları parantezi içindeki bir mücadeleden üstün çıkacağını öngörmektedir.

Buna karşılık Çin’in küresel tedarik üssü olma statüsünü kolayca terk edebileceğini gösteren emtia satışlarına Batı’nın nasıl karşılık vereceği olağanüstü bir önem kazanmaktadır. Yine Rusya’nın emtia ihracına getirdiği ek geçici gümrük vergisinin de emtia fiyatlarını yukarıya çekeceği açıktır.

Çin’in "ben bu oyunu oynamıyorum" demesi, beklenmeyen seçenektir. Böylesi bir durum küresel ekonomik dengeleri tümüyle değiştirecek dinamikler serisini koz olarak elde tutmaya ne kadar olanak verir?

Üstün olduğu post-konvansiyonel ekonomik ve finansal bir alandan çıkıp konvansiyonel ekonomik ve finansal sahaya inmek ve orada ABD, NATO ve AB ile mücadele etmek, Çin’in tercihi olabilir mi?

 Batı'nın hem coğrafi, hem denizler ve okyanuslar üzerindeki askeri ve ticarî üstünlüğünü “bir kuşak bir yol projesi” ile bozmak ne kadar mümkündür?

Son NATO, G-7 ve AB zirveleri, Rusya ve Çin müttefikliğini zorunlu ve organik hale getirmek gibi ilk sonuç üretmiştir. Bu müttefikliğe katılacak başka ülkeler olur mu, Şanghay 5’lisi, Şanghay 7’lisi veya 10’lusu olur mu? Bu durumda dünya özgürlüklerin yaşandığı ve yaşanmadığı ülkeler olarak mı ayrılacaktır?

Wang Xing düzeyindeki bir iş adamı eleştiri düzleminden çıkmak için zorlanıyorsa Çin’in baktığı odağı ve vizyonunu değiştirdiği söylenebilir ki bu değişikliğin sonuçları Batı’yı memnun edecek tarihsel stoğa sahiptir.

Batı'nın odağını ve vizyonunu değiştirdiği yönünde veriler Çin düzeyinde yoktur. Fakat Batı’nın sokaklardan ve sokaklarına dökülen kitlelerden genetik bir duyarlılık ürettiği ve bir anda aşırı regülatif bir faza kayabileceği yönünde yönetsel parametreler vardır.

NATO’nun konseptine Rusya ve Çin, Batı'nın duyarlı olacağını analiz ettikleri emtialar üzerinden hızlı bir yanıt vererek Batı’yı emtia stratejisine yöneltmek yolunu seçmişlerdir. Emtialar söz konusu olunca da belli ülkeleri denetimde tutmak zorunluluğu çıkabilecektir.

Jeopolitik girdaplar oluşturarak çok yönlü stratejiler izlemek konusunda Batı’nın deneysel birikimi vardır. Büyük Satranç Tahtası adlı kitabında Brzezinski bu konuyla ilgili enteresan örnekler vermektedir. Tarımsal emtia fiyatlarının düşmesi Batı’da enflasyonu tetikler mi?

“Metal bazlı emtia fiyatlarının düşmesi ile Çin yeni finansal spekülasyonların ve manipülasyonların kapısını araladığı gibi Batı'nın üretim alt yapısının topografyasını mı açık etmektedir” gibi sorular, yeni Batı-Doğu ekseninde yaşamsaldır.

Batı'nın Çin ve Rusya’nın bu ekonomik ve teknolojik hamlelerine aynı hızla karşılık verip vermeyeceği kısa zamanda görülecektir.

Siyasal, dinsel, ekonomik, tarihsel ve antropolojik felsefe ile arası hiç hoş olmayan Batı dışı dünyanın yoksun olduğu stratejik aletler listesinde felsefe, yani zihinsel mobilitenin hızı sonucu hep belirlemiştir.

Çin ve Rusya elitlerin ve elit adaylarının muhalefetinden daima çok çekmiştir. Özellikle Çin tarihi muhalifliğini alternatif lider üzerinden ortaya koyan geleneğe sahiptir.

Batı ise yukarıda belirtildiği üzere sokaklardan ve kitlelerden korkan bir siyasal tarihe sahiptir. Para yani refah düzeyi ile ilgili bu başlık tüm devletleri birbirini daha yakından izlemeye sevk etmektedir.

Post-konvansiyonel finans, yani sanal para bağlamında Çin’in duruşu, "ücretler sanal paradan, harcamalar reel paradan" şeklinde gelişmektedir. Sanal paranın bu hibrit kullanımı küreselleşmeye yatkındır.

Çin’in sanal paralara yönelik kısıtlamaları ise Doğu ve Batı’da yeni bir zenginleşme kulvarı bulmuş kitleleri domine etme kozu sağlamış durumdadır. Bu bağlamda Çin’in kripto para kullanımı ile ilgili kararlarını da Batı’ya bir yanıt olarak değerlendirmek yerinde olur.

Dün akşam saatlerinde ajanslara Çin merkezli dünyanın en büyük kripto para borsası Binance’in İngiltere’deki faaliyetlerini durdurma kararı İngiltere Mali Davranış Otoritesi FCA tarafından alındı. Karar, Binance’in İngiltere’deki etkinliklerini Çarşamba gününe kadar sonlandırmasını istedi. Çin merkezli Binance bağlamında alınan kararların önemli boyutları vardır. Daha önce ABD, Binance ile ilgili önlemler almıştı.

Çin’de kripto para kullanımının ve hareketlerinin kısıtlanması ve buna ilişkin yasal çerçevenin giderek geniş bir alanı kapsaması, kripto paralar üzerinden Batı’nın ve Çin’in mücadelesinin boyutlarının çapını ortaya koyması bakımından stratejiktir. Batı'nın Çin ile mücadelesinin finansal, ekonomik, siyasal, teknolojik, medya, bilimsel, askerî, hak ve özgürlükler gibi parametreler altında devam edeceğinin somut göstergeleri etap etap belirmektedir.

Önümüzdeki süreçte hızlı ve daha hızlı ekonomik, siyasal, askerî ve diplomatik karşılıkların verildiği uluslararası ilişkiler tablosu ile karşılaşacağız. Rönesans ve reformlarla Batı’ya özgü hale gelen hız kavramı Batı tekelinde kalacak mı kalmayacak mı? Bu sorunun yanıtı gelecekteki aktörleri belirleyecektir. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum