Reklam
Reklam
Müjdat ÖZTÜRK

Müjdat ÖZTÜRK

Gazeteci - Yazar - Araştırmacı.
[email protected]

TÖRE VE KUT IŞINDA DEVLETİN KUTSALLIĞI...

08 Şubat 2021 - 14:22

Köklü bir tarihe ve kültürel birikime sahip Türkler için devlet çok özel bir kurumdur.

Orhun Abidelerinde devlet manasında kullanılan İl kelimesini Kaşgarlı Mahmut sulh ve barış olarak açıklamaktadır. Türk devlet geleneğinde “devlet” hizmet devleti olarak karşılık bulur ve milletin ayrılmaz bir parçasıdır.

Türk devletlerinde hâkimiyet kut aldığına inanılan Kağanlardadır. Fakat Kağanların da hâkimiyeti töre ile sınırlıdır. 

Töre, Türk Milletinin binlerce yıllık tecrübesinden süzülüp gelen değerler seti, hukuk kodlarıdır. Töre, siyasal ve sosyal düzeni kuran, toplumsal düzenin sürekliliğini sağlayan, Kağan’lığın meşruiyet kaynağıdır. Töre, hem Kağanın hem kurultayın üstündedir. Kağan, gücünü töre çerçevesinde kullanmak zorundadır. Töreye karşı gelen Kağan kut’unu yani iktidarını kaybeder. Töresiz devletin ayakta kalamayacağı Orhun Anıtlarında yazmaktadır.

Uygurlar döneminde töre tamamen kanun anlamı taşımaktadır. Töre yoksa birlik de yoktur. Töreye uyulmazsa itaat de yoktur. Bir anlamda töre yazılı olmayan anayasadır ve Kağanları bile bağlayıcıdır. Töreyi saymayan, töreye uymayan Kağan cezalandırılır, tahttan indirilir.

İl bırakılır törü bırakılmaz sözü törenin önemini ortaya koymaktadır. Çünkü devletin varlığı törenin devamına, törenin uygulanmasına bağlıdır. Yani töre Kağana değil Kağan töreye uymak mecburiyetidir. Kağana göre töre yapılmaz. Kağan töreye aykırı davranırsa, kurultayı saymaz milletine zulmederse Tanrı verdiği kutu alabilmektedir.

Mesela Kağanlık Bilge Kağanın hakkı olduğu halde Kağan olmaya çalışan İnal Kağan Tanrı’dan kut alamadığı için ve töreye uymaması sebebiyle öldürülmüştür. Yine Göktürk Kaganlarından Ta-po’nun istişare etmeden yerine Talo-pien’i varis bırakması devlet meclisince Töreye uygun bulunmayarak reddedilmiştir.

Ünlü seyyah İbni Batuta Seyahatnamesinde Türklerin yılda bir kurultay toplayıp Kağanın töreye uyup uymadığını denetlediklerini yazar. Kurultaylar devletin asli işlerinin görüldüğü yerler olmakla birlikte Kağanın töreye uyup uymadığını da denetleme görevine sahiptir.

Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacib Eğer (Törenin tatbikinde) kusur edersen Tanrı’dan affını dile, diyerek Töreyi hatalı uygulayanları ikaz etmiştir. 

Buraya kadar olan kısımdan anlaşılacağı gibi Türk devlet yönetiminde despotizm, otoriterlik veya totaliterlik mümkün değildir. Kağan’ın yetkileri töreyle sınırlandırılmakta, kurultaylar Kağan’ı denetlemektedir.

**

Türk devlet geleneğinin temel özelliklerinden biri de Kağan’ın kut alması yani Tanrı tarafından desteklenmesidir.

Kut genel bir tarifle siyasi iktidar anlamındadır. Kut inanışının kaynağında “hayatın her sahasında olduğu gibi devlet sahasında da kendisini gösteren bir Tanrı” anlayışı yatar. Devlet olabilmeniz için Tanrı’nın tasvip ve desteği gerekir. Yani, “Kut aslında Tanrısal” bir kavramdır.

İslam öncesi Türk devletlerinde kullanılan Tengri’de kut bulmuş Bilge Kağan, Tanrıya benzer Tanrı tarafından tahta çıkarılmış Malamir, Yeryüzünde Tanrı tarafından tahta çıkarılmış Han Omurtag ifadeleri İslam sonrası Türk devletlerinde kullanılan Ulu Tanrının lütfu ile Cihân Padişahlığına yükselme, hâkimiyetin Allah tarafından verilmesi bu anlayışın yansımasıdır.

Kut Tanrı tarafından verilmektedir ama devamlı değildir. Çünkü kut Kağana milleti adaletle yönetmesi için verilmiştir. Tanrının isteklerine aykırı davranılırsa kut düşer başkasına geçer.

Kut’u muhafaza şartları vardır. Bu şartlara uyulmazsa Kut göçer gider. Kutadgu Bilig bu durumu Kut, aslında göç atı gibidir, göçer gider, onu bulunduğu yerde tutan kök alçak gönüllülüktür der.

Kut ile Töre arasında sıkı bir ilişki vardır. Kut aldığına inanılan Bilge yöneticiler Töreye uyduğu sürece makbuldür. İktidarın meşruiyeti Töre’ye uyduğu sürece devam eder, yoksa Kut çekilir gider. 

Prof. Dr. Halil İnalcık’da bu gerçeği “Türk anlayışının özelliği, egemenlik hakkı mutlak olmayıp Töre ile sınırlandırılmıştır” diyerek ifade etmiştir.

Türk tarihinin hiçbir döneminde sınırsız bir devlet egemenliğine rastlanmamıştır. Türk tarihinin hiçbir döneminde sınırsız yetkiye sahip bir yöneticiye, yaptıkları denetlenemeyen bir yöneticiye de rastlanmamıştır.

Dolayısıyla kuvvetler ayrılığını ortadan kaldıran, bütün gücün bir tek kişide toplandığı sistemlerin Türk tarihine bağlanması yanıltıcı ve yanlıştır. Türk tarihinin hiçbir döneminde bugünkü gibi gücün tek bir kişide toplandığı bir yönetim anlayışı olmamıştır.

Çünkü esas olan töredir. Töre Kağana göre değil Kağan töreye göre davranmalıdır.

**

Son olarak yazının başlığı olan devlet ve kutsallık bahsine de değinelim.

Türklerde devletin kutsallığı meselesine tarihin her döneminde rastlamak mümkündür. 

Çünkü Türk, milletin varlığının devamı için devleti olmazsa olmaz görür. Bilir ki; devlet yoksa Türk’te yoktur. İşte bu bakış açısı Türk tarihinde devleti kutsal bir niteliğe dönüştürmüştür. 

Ama bu kutsallık içeren devlet milletini yok iken var kılan, aç iken doyuran, çıplakken giydiren, fakir iken zenginleştiren, perişan ve düşük iken kollayan ve tüm bu nedenlerden dolayı korunması, kollanması, itaat edilmesi gereken bir kurumdur. 

Anlaşılacağı gibi millet devlet için değil devlet milletin varlığının devamı ve refahı için vardır ve değer kazanmıştır. Devletin kutsallığını zihinlere pekiştiren bu tarihsel bilinçtir. 

Bununla birlikte 1923’te kurulan devlet modern bir devlettir ve kurulan bu devletin ne meşruiyet kaynakları açısından ne de işlev bakımından tarihsel devlet anlayışı ile ilgisi bulunmamaktadır.

Çünkü Cumhuriyet formunda kurulan Yeni Türk Devleti, meşruiyetini kut ve töreye değil bizim nokta-i nazarımız halkçılıktır diyerek bizzat milletin kendisine dayandırmıştır.    

Bütün bunlara rağmen Türklerin kolektif hafızasındaki devlet algısı modern devlette de varlığını sürdürmektedir ama bu modern devlet eleştirilemez, sorgulanamaz değildir.

Aksi halde 3 Mayıs 1944 ve 12 Eylül 1980’de yaşanılanlar izah edilemez.

Kutadgu Bilig’de Türk devletini yönetenlerin en önemli vasıfları olarak devletin birlik ve beraberliğini sağlamak, korumak, ekonomik istikrar ve refah, adalet ve hukuk, toplumsal düzenin sağlanılması olarak gösterilmiş ve Kağan’a hitaben “Ey hükümdar sen önce bunları yerine getir, sonra hakkını isteyebilirsin diye seslenilmiş ve Kağan  ikaz edilmiştir; Bey, iyi kanun yap. Kanuna kendin riayet et ki, halk da sana itaat etsin.

Tarihsel devlet anlayışında bile meşruiyetin kaynağı olan kut üzerinden bir sorgulama yapılabilirken meşruiyet kaynağı kut olmayan ve millete yaslanan modern devletin kutsallaştırılması hatta putlaştırılması akla ve tarihe uygun değildir.

Müjdat ÖZTÜRK


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum