Feyzullah AKDAĞ

Feyzullah AKDAĞ

feyzullah@haberpars.com

CEKETİNİZİ SATMAYIN!

22 Temmuz 2022 - 21:03



“Evladımın okuması için her şeyi yaptım hocam.
Boğazımdan kıstım, daha fazla çalıştım; maddi imkânım olmamasına rağmen borca girip dershaneye yolladım.
Ama yine de ders çalışmıyor.
Her akşam evde kavga ediyoruz.
Derse otur diyorum, gidip gizli gizli telefonla oynuyor.”  

Bu cümleleri eğitim danışmanlığını yaptığım birçok aileden yıllardır duyarım. 

Türkiye’deki ebeveynlerin ezici çoğunluğunun da aynı dertten muzdarip olduğundan eminim. Bununla beraber ebeveyn ve evlat arasındaki çatışmaların en önemli nedeninin de ders çalışma konusu olduğunu da sahadaki gözlemlerimden teyit ediyorum. 

Yani akşam evde ebeveynler ile evlatları arasında ders çalışma mevzusu dışında başka mevzu neredeyse hiç konuşulmuyor ve bu konuşmalar genelde tartışmalar ile bitiyor. 
 
Ders çalışma konusu ebeveynler ile evlatları arasındaki en büyük engel. 

Aradan ders konusu çıksa herhangi bir problem kalmayacak gibi geliyor bana. Zira ebeveynlerin ezici çoğunluğuna göre evlatları için en önemli ve hatta tek önemli gündem maddesi ders çalışmak, okumak, üniversiteyi kazanmak. 

Hâl böyle olunca üniversite sevdası uğruna çekilen ekonomik, sosyal ve ailevi sorunlar bir kutsal hale geliyor.
 
Peki, bu doğru bir yaklaşım mıdır? Yani uğruna evladını daha 7-8 yaşından itibaren deneme sınavlarına sokup her sene dershanelere binlerce lira ödeyen ve akşam evde tek gündem konusu “ders çalışmak” olan ebeveyn tutumu ne derece doğrudur? 

“Senden hiçbir şey istemiyoruz. Tek görevin ders çalışmak yavrum” diyerek ders çalışmayan evladını motive etmeye çalışan ebeveyn doğru davranışı mı sergiliyor? 

Maalesef cevabım, hayır. İşin trajik yanı ise bu tarz bir yaklaşım içinde olan ebeveynler büyük oranda hezimet yaşıyorlar. Evlatları hiç bir zaman istedikleri başarı düzeyine bir türlü ulaşamıyor. Elde kalan ise harcanan on binlerce liranın faturaları, evlada karşı kızgınlık ve kırgınlıkla dolu bir ebeveyn, anne babasına karşı isyankâr evlatlar ve belki de en acısı da evlatla yaşanamadan geçen o güzelim yıllar oluyor.
 
Bu yazının muhatapları ebeveynlerdir; evlatlar değil. Bu yazı evladının kılmadığı namazı çalışmadığı matematik dersi kadar dert etmeyen “üniversiteyi kazansın da sonra düzelir” diyen anne ve babalara yazıldı. 

Evet, artık anne babalar evlatlarının ders dışındaki güzel meziyetlerinden mutlu olmuyor. “Senin oğlan çok edepli” diyenlere “öyle ama ders çalışmıyor” diye cevap veren bir ebeveyn profilinin varlığına hepimiz şahit olmuşuzdur. 

Evladından söz açılınca konuşmanın dakikası dahi dolmadan mesele ders çalışıp çalışmadığına deneme sınavından kaç puan aldığına geliyor artık.

“Evladım okusun da gerekirse ceketimi satarım” diyen danışanlarıma “lütfen ceketinizi satmadan önce yeniden düşünün” diyorum. 

Zira evladınız gerçekten okumak istiyor mu? 

Bu soruyu evladınıza sordunuz mu? 

Evet hocam sordum o da okumak istiyor. 

Nasıl sordunuz? 

Lütfen sorarken kullandığınız cümleleri tekrar kullanır mısınız? 

Oğlum, bak halimizi görüyorsun. Okumazsan kirin pasın içinde çalışacaksın. Okursan kurtulacaksın. Şimdi cevap ver okumak istiyor musun?
 
Birçok defa yukarıdaki yönlendirici diyalogla evladının fikirlerini önemsediğini ve evladının da özgür iradesiyle üniversite okumak istediğine inanan ebeveynlerle çalıştım. 

Aslında ebeveyn çocuğu için hükmü çoktan vermiş. Ne olursa olsun ve hangi bölüm olursa olsun o üniversite diploması alınacak. Çocuğa düşen ise bu karara baş eğmek oluyor. 

Eğer çocuk gerçekten üniversite için gerekli donanıma sahipse problem çıkmıyor. 

Ama değilse işte orada aile içi çatışmalar, internet bağımlılığı, evden kaçmalar, düşük benlik saygısı ve daha nice istenmeyen durumlar baş gösteriyor. 

Gelecek yazımızda bu problemlere daha detaylı değineceğiz.

Feyzullah Akdağ

YORUMLAR

  • 0 Yorum