Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Edanur İsmail.

Edanur İsmail.

edanur@haberpars.com

SIRÇA FANUS

01 Ekim 2022 - 12:46

Sylvia Plath /Sırça Fanus Üzerine
Bu roman başarılı bir öğrenci olup New York’ta bir moda dergisinde işe giren ve rekabetçi dünyada
tutunmaya çalışan başkarakterimiz Esther Greenwood üzerinden yazılmıştır. New York’un yani bir
metropol yaşantısının ne kadar acımasız olduğunu gözler önüne seriyor. Ayrıca herkesin büyülü bir
dünya sandığı moda sektöründe çalışmanın ön plana çıkmayan yüzüyle bizleri tanıştırıyor. Mesela
kendisi bile yakın bir dostunu yarı yolda bırakıyor. Daha sonra hala dost gibi davranmaya devam
edebiliyorlar. Orada bir yergi varmış gibi geldi bana. Normalde dostun seni yarı yolda bıraksa o
dostluğu devam ettirmek çok mümkün görünmüyor. Ama bu yaşantıyı seçmişsen eğer baştan dostun
olmuyor demek ki.
Hep daha iyilerin ya da ön planda gösterilenlerin olması nedeniyle hayallerini gerçekleştiremeyen ve
bu dünyanın ona göre olmadığını burada tutunamayacağını fark eden başkarakterimiz - annesinin
yanına- geldiği kasabaya geri dönüyor. Tabii New York’tan sonra kendisini buraya adapte olamayan
bir yabancı gibi hissediyor. Zaten sorunlu olan özel hayatının da üzerine gelmesi sebebiyle intiharın
eşiğine geliyor. Çeşitli şekillerde intihar girişiminde bulunuyor. Bunu fark eden annesi onu psikoloğa
götürüyor. Ve ona orada deli gibi muamelede bulunuyorlar. Aslında bence bu da şunu gösteriyor:
Delilik neye göre kime göre. Kimin hayatta ne yaşadığını biliyor muyuz ki kimin akıllı kimin deli
olacağına karar verme yetkisini kendimizde hissedebiliyoruz.
New York’ta başladığı hikayesine doğduğu yerde devam eden başkarakterimiz burada hayatının
aslında fark etmediği ve bazen de kendi elinde olmayan belirli duvarlara sahip olduğunu fark ediyor.
Yani yazarımızın tabiriyle sırça(cam) fanusun içindeymiş hissine kapılıyor. Ve ne kadar hayal ederse
etsin, çabalarsa çabalasın belli bir yerden öteye geçemediği düşüncesinde kalıyor. Çünkü bu sırça
fanus onun yaşadığı duyguların ötesine geçememesi yani orada kapalı kalmasının bir temsili bence.
Aslında o bölgeden uzaklaşsa da yaşadığı şeylerden uzaklaşamıyor insan. Yazarımızın ağzından “Çünkü
nerede olursam olayım – bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta – hep
aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.”
Bu intihar hissiyatı sadece bu noktada değil hayatımızın değer önceliklerine maddiyatı alarak
maneviyatı ikinci plana itince daha belirgin oluyor. Kitapta da bu noktada kişinin inancının zayıf
olmasına ve Hristiyanlığın metodist mezhebinden olarak hayatındaki dini sadece kiliseye gidip
gelmekle sınırlandırdığına ve şu anda deli hastanesine yatırılmışken katolik olmak isteyeceğini fark
ediyor. Yani inanç vurgusu da yapılmış. Bizde bir gün bu kadar çok hüsrana uğradığımızda, gardımızı
düşürdüğümüzde ve o sırça fanusta kaldığımızda başta maneviyatımızı hatırlayacağız ve belki de
maddiyatı bu kadar ön plana aldığımız için başkarakterimiz gibi düşüneceğiz. Umarım o duruma
gelmeden önce farkına varırız.
Sırça Fanus romanı intihar ederek hayatına son veren Sylvia Plath’in kendi yaşamından esinlenerek
yazdığı bizim de çok geç olmadan bir şeylerin farkına varabilmemiz amacıyla kaleme alındığını
düşündüğüm akıcı bir roman. Ayrıca sonunu da bizim hayal gücümüze bırakarak farklı düşüncelerle
beyin fırtınası yapabilmemize olanak tanımış.
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir kitap her okunduğunda farklı yorumlanabilir. Okumanızı tavsiye
ederim.
Keyifli okumalar...

YORUMLAR

  • 0 Yorum