Prof. Dr. Pelin Gündeş Tam bir Türk Kadını.

Doğruları Tek Başına Savunma Cesaretini Gösteren Yiğit Bir Kadın. Türk Milleti Top_Yekün Sahip Çıkmalıdır. Prof. Dr. Pelin Gündeş Tam bir Türk Kadını... Ak Partiden İhraç Olsada Türk Milletinin Kalbinde Taht Kurar.

Prof. Dr. Pelin Gündeş Tam bir Türk Kadını.
03 Eylül 2020 - 22:32

1 ADALET VE KALKINMA PARTİSİ MERKEZ DİSİPLİN KURULU BAŞKANLIĞINA İlgi: Tarafıma 25.11.2019 tarihinde tebliğ edilen 20.11.2019 Tarihli yazınız ve ilgisinde belirtilen 18.11.2019 tarih ve 579-27 sayılı disipline sevk kararı. Konu: Merkez Disiplin Kurulu Başkanlığınca talep edilen savunmam.

SAVUNMAMDIR

Adalet ve Kalkınma Partisi Merkez Disiplin Kurulu (MDK) Başkanı imzası ile tarafıma 25.11.2019 tarihinde tebliğ edilen yazınızı okudum. Süresi içerisinde yazılı savunmamı veriyorum.

Yazınızda belirttiğiniz soruşturmaya konu paylaşımların Parti tüzüğümüzün 117.1 maddesinde belirtilen disiplin suçlarından olmadığı izahtan varestedir.

Şöyle ki, Konularını iki alt başlıkta toplayabileceğimiz ihracımın istenmesine neden olan paylaşımların tamamı AK Parti tüzük ve programına, demokrasi, insan hakları ve hukukun temel kural ve normlarına uygundur.2 İhracımın istenmesine neden olan paylaşımlarımın konuları: 1) Türklük ve Türk Milliyetçiliği Bu başlık altında ihracımın istendiği twitter paylaşımlarımda yer alan: 1.“Türkiye Cumhuriyeti Türk’tür. İlelebet Türk kalacaktır.” 2.“Türk Milletinde Türklük şuuru yok edildi.

Türk milliyetçileri uyutuldu.

Üniversitelerde akademisyenler çocuklarımıza milliyetçilik fikri aleyhine indoktrinasyon yaptı. Milliyetsiz bir toplum yaratılmak istendi ki, Türkiye çöksün. Türkiye’yi ayakta tutacak ruh Türk milliyetçiliğidir.” 3.“Bu kadar şehidimizi Suriye’nin toprak bütünlüğü için mi verdik? Tabii ki Suriye’den çıkmamalıyız.

Uğruna şehit verdiğimiz topraklar artık bizimdir.

KKTC gibi bir yapı kurulmalı orada.” ifadeleri bana aittir.

Bu sözlerimin arkasındayım. Aşağıda her tweet ile ilgili açıklamalarımı sırayla takdim ediyorum: 1.“Türkiye Cumhuriyeti Türk’tür. İlelebet Türk kalacaktır.” 2.“Türk Milletinde Türklük şuuru yok edildi.

Türk milliyetçileri uyutuldu. Üniversitelerde akademisyenler çocuklarımıza milliyetçilik fikri aleyhine indoktrinasyon yaptı. Milliyetsiz bir toplum yaratılmak istendi ki, Türkiye çöksün. Türkiye’yi ayakta tutacak ruh Türk Milliyetçiliğidir.”Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir konuşmasında: “Bu ülke, tarihte Türk’tü bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.” demiştir.

Görüldüğü üzere ilk twitter paylaşımımda tamamen içten gelerek yazılan sözlerim aslında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de düşünceleridir.

Dolayısıyla bu sözlerin parti tüzüğü ve programıyla çatışması mümkün değildir. Türk Milliyetçiliği kınanacak bir siyasi düşünce değildir. Türk Milliyetçiliği vatandaşlık ilkesine bağlıdır.

Barışçıdır.

Yunan milliyetçiliği gibi saldırgan değildir. Türk Milliyetçiliği anlayışı asla ayrıştırıcı değil, kapsayıcı bir milliyetçilik anlayışıdır. Atatürk, Milletimizi şöyle tanımlamıştır: “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.” Türkiye’de halklar yoktur. Türkiye’de tek bir halk, tek bir Millet vardır. O da büyük Türk Milletidir.

Tüm vatandaşlarımız Atatürk’ümüzün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” ilkesi çerçevesinde büyük Türk Milleti’nin bir parçasıdır. Küresel emperyalizmin; devletimizi yıkmak, ülkemizi Lübnanlaştırmak, Suriyeleştirmek, milletimizi parçalamak için ülkemizde Türklük şuurunu yok etmeye çalıştığı, ülkemizde bu doğrultuda yıllardır lobi faaliyetlerinde bulunduğu herkesçe bilinen bir gerçektir.

Küresel emperyalizm, milletimizi sömürebilmek için Türkiye’de Türklük şuuru olmayan milliyetsiz bir toplum yaratmak istemektedir. Tarihi gerçekler göstermiştir ki devletler, tek millet oluşturulmasında öncü, kurucu bir rol oynamalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız da sık sık konuşmalarında bu nedenle tek millet vurgusu yapmaktadır.

Bu tek milletin adı Anayasamıza göre Türk Milletidir. Tarihten silinemeyecek büyük Türk Milletinin, partimizden silinmeye çalışılması, partimize zarar verecektir. Tüm bu saydığım nedenlerle AK Parti’yi de, Türkiye Cumhuriyetini de ayakta tutacak ruh Türk Milliyetçiliğidir. Türkiye Cumhuriyeti’nde en yüksek hukuki norm, Kelsen normlar hiyerarşisine göre; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıdır. Anayasamız; milletimizi bağlayan ortak sözleşmemizdir.

Anayasamızın 11’inci maddesine göre; Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve siyasi partiler de dahil diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Anayasamızın Başlangıç bölümünde ifade edildiği üzere “Hiç bir faaliyet; Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesi ile bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk Milliyetçiliğinin, ilke ve inkilaplarının karşısında korunma göremez”. Yine Anayasamızın Başlangıç Bölümüne göre; “Millet iradesi mutlak olarak üstündür.

Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletine aittir ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluş bu Anayasanın dışına çıkamaz.”4 Anayasamızın değiştirilemez nitelikte olan 2. ve 3. maddelerinde ifade edildiği üzere “Türkiye Cumhuriyeti Atatürk Milliyetçiliğine bağlı bir devlettir.

Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir”. Anayasamızın 66. maddesine göre “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür”.

Özetle, Anayasamıza göre Türk Milliyetçiliğini ve Türklük anlayışını savunacak ifadelerin parti disiplin suçu olması mümkün değildir.

Aynı şekilde bu ifadeler parti tüzüğümüzün, 4.2 - AK PARTİ; Türk Milleti’nin Ülkesi ve Devletiyle bölünmez bütünlüğünü savunur.

Geçmişten gelen değerlerimizi koruyarak, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesine ulaşmak ve hatta onu aşabilmek için ikinci maddede açıklanan normlar ve genel kabullere uygun faaliyetlerde bulunmayı, siyasi hayatın zemini kabul eder.

4.16- (Ek: 21.05.2017 günlü BKK) AK PARTİ, köklü devlet geleneğimizin üzerine bina edildiği “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesini, siyasetinin merkezi olarak görür. Milletin tüm fertleri, hiç bir ayrım gözetilmeksizin ülkemizin birinci sınıf vatandaşlarıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları tek bir milleti teşkil eder.

Bayrağımız bağımsızlığımızın ortak sembolüdür. Şehitlerimizin emaneti olan, milletimizin üzerinde yaşadığı, bayrağımızın özgürce dalgalandığı toprak, vatanımızdır.

Devlet, milletimizin ortak eseridir. AK PARTİ, yukarda belirtilen temel amaç ve hedefler doğrultusunda, “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” anlayışını sarsılmaz bir ilke olarak kabul eder.” maddeleri ile tam bir uyum içerisindedir.

Bu bakımdan Türklük ve Türk Milliyetçiliğine ilişkin ifadelerimin partiden ihracı gerektirecek hangi tüzük, program, demokrasi, insan hakları ve hukukun evrensel temel kural ve normlarına aykırı olduğunun izahı, şahsımı ihraç istemi ile disipline sevk eden Kurul üzerinde tarihi bir sorumluluktur.

3.“Bu kadar şehidimizi Suriye’nin toprak bütünlüğü için mi verdik? Tabi ki Suriye’den çıkmamalıyız. Uğruna şehit verdiğimiz topraklar artık bizimdir.

KKTC gibi bir yapı kurulmalı orada.” Bilindiği üzere, Suriye Devleti Kuzey Suriye’de egemenliğini tamamıyla yitirmiştir. Bölgeye önce DAEŞ terör örgütü, akabinde de onlarla savaşıyormuş bahanesiyle tarihin en kanlı terör örgütlerinden biri olan PKK yerleşmiştir.

PKK’nın bölgede bir terör devleti kurmaya çalıştığı
herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Nitekim yeni Suriye Anayasası hazırlama sürecinde de küresel güçler, Suriye’yi üniter devlet yapısından çıkarıp federal bir yapıya kavuşturmak istemektedirler.

Bu federal yapı içinde PKK/PYD/YPG terör örgütüne de bir federe devlet yapısı kurma imkanı verilmesi planlanmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı ve Barış Pınarı gibi sonuna kadar desteklediğim harekatları ile sınırlarımızın güneyinde terör koridoru kurulması planı bozulsa da Suriye’nin kuzeyinde belli bölgelerde ve daha güneyde, PKK/PYD/YPG terör örgütünün mevcudiyeti devam etmektedir. Küresel emperyalist güçlerin desteğiyle de fakto olarak adeta bir terör devleti yapılanması da kurmuşlardır.

Türkiye’nin Suriye’de kontrol ettiği bölgelerden çekilmesi halinde bu bölgelerin emperyalist güçlerin desteğiyle tekrar terör örgütlerinin yuvası haline dönüşeceği açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır güvenliği, toprak bütünlüğü, vatandaşlarımızın can güvenliği açısından bu bölgelerden Türk Silahlı Kuvvetlerinin çıkmasına karşıyım.

Tabii ki, gönül isterdi ki, Suriye Devleti kendi topraklarını terör örgütlerinin işgal etmesine ve sözde terör devletçikleri kurmasına engel olsun. Gönül isterdi ki, Suriye rejimi kendi insanlarına, sivillere varil bombalarıyla saldırmasın.

Kendi vatandaşları için hapishane işkence sistemi kurmasın. Ancak maalesef sahada olaylar bu şekilde gelişmemiştir. Bu durum ülkemize resmi rakamlarla yaklaşık 3,5 milyon, gayrı resmi rakamlara göre 5 milyon Suriyelinin göç etmesine neden olmuştur. Suriye’de Türkiye’nin kontrol ettiği bölgeler bu insanların vatanlarına geri dönebilmesi için bir umuttur.

Eğer bu bölgeler Suriye Devletine devredilirse ülkemizdeki Suriyeli sığınmacılar vatanlarına dönemeyeceklerdir.

Türk Milleti olarak Suriye’de pek çok şehit verdik.

Şehitlerimizi Suriye’de bir terör devletinin kurulmasına engel olabilmek için verdik. Bu tehlike ortadan kalkmadığı müddetçe oradan çıkmamamız çok doğru bir karar olacaktır. Eğer Suriye yeni Anayasası ile federal bir yapıya kavuşturulursa ve biz buna engel olamazsak, Suriye’de 3,5 milyon nüfusu ile ikinci büyük etnik güç olan Suriye Türkmenlerinin en az Suriye’deki Kürtler kadar bir federe devlet kurma hakları vardır. Nitekim Kıbrıs’ta benzer bir uluslararası kriz, Türkiye tarafından 1974 Kıbrıs Barış Harekatıyla barışçıl, sürdürülebilir ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmuştur.

Bugün 45 sene sonra Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, Kıbrıs Barış Harekatı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulmasının Türkiye için ne kadar önemli, stratejik ve haklı hamleler olduğunu daha da iyi göstermektedir.6 2) Suriyeli Sığınmacılar Meselesi Bu başlık altında yer alan: 4.“Bu sabah Bakırköy’de 3 kişilik bir aile hayatına son verdi. Evde yapılan incelemede siyanüre rastlandı.

Bu son 10 günde yaşanan 3’üncü toplu intihar vakası.
Milletimiz ölüyor.
Suriyelileri Türklerin sırtında indirin artık.

Vatanlarına dönsünler. Hiçbirine vatandaşlık verilmesin.”5.“Trump’la görüşmede Trump açık açık Suriyelileri vatandaşlığa alır mısınız? demiş. Kendisine zaten seçici olarak alıyoruz şeklinde cevap verilmiş. Suriyelilere hiçbir surette vatandaşlık verilmemelidir. Aksi takdirde Anadolu’da Türk kültürü yok olur.

Türkiye Ortadoğu ülkesine döner.” 6.“İnsan haklarının, kadın haklarının olmadığı, iç savaş ortamından gelen, eğitim & ekonomik düzeyi çok düşük 5 milyon insana ABD vatandaşlık verir mi?
Türk Milletinin sırtına büyük bir hörgüç yüklüyorlar.

Madem öyle ABD neden Meksika sınırına duvar örüyor? Latinlere vatandaşlık verse ya” 7.“Bir ankete göre Türkiye’deki Suriyelilerin sadece %19’u Türkmen. Ağırlıklı grup ise Arap kökenli.

Arap kültürü baskın ve asimile eden bir kültür olduğu için Türkiye’ye entegre olmaları imkansız.

Sonunda bizi kendilerine entegre ederler, Anadolu Araplaşır.” Ifadeleri, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tarihin en büyük göç dalgasına ilişkin bilimsel veriler, sosyolojik gerçeklikler ve göçün başladığı günden bugüne sahada yapılan çalışmalar ile açık kaynaklardan ulaşılabilecek haberlerden ibarettir.

Kaldı ki, bu sözlerim ve düşüncelerim Parti tüzük ve programına aykırı olmadığı gibi, bu konuda alınmış bir Parti prensip kararı da yoktur. Ancak Sayın Cumhurbaşkanımızın 14.02.2019 tarihinde Suriye konulu 4’üncü Üçlü Zirve Toplantısında “Vatan hasretiyle yanan Türkiye'de misafir edilen 4 milyon Suriyeli mülteci evlerine dönmek için gün sayıyor.

7 Komşumuz Suriye’nin barışa kavuşması için elimizden geleni yaptık yapacağız.”, 05.09.2019 tarihinde Ankara’da il başkanları toplantısı sırasında işaret ettikleri "Şimdiye kadar güvenli bölgelere gönderdiğimiz Suriyeli sayısı 350 bini buldu. İdlib ve bunun yanında Afganistan tehdidi var. Bir taraftan geliyor, diğer taraftan geri gönderiyoruz.

Bu durum bizi farklı bir yere götürebilir.

Oldu oldu, olmadı kapıları açmak zorunda kalırız. Bir yere kadar bu işe katlandık, katlanıyoruz.

Bu yükü sadece biz mi çekeceğiz?

AB başta olmak üzere dünyadan gelmesi gereken desteği alamadık, bunu almak için kapıları açmak zorunda kalabiliriz.” Ve BM Genel Kurulunda "Niyetimiz, ilk etapta 30 kilometre derinliğinde ve 480 kilometre uzunluğunda bir barış koridoru tesis ederek uluslararası toplumun desteğiyle burada 2 milyon Suriyelinin iskanını sağlamaktır." ifadeleri ve diğer bir çok açıklaması bu sözlerimin haklı ve Parti disiplinine uygun olduğunun açık göstergesidir.

Bu bakımdan eğer bu ifadelerimden ötürü disiplin cezası almam söz konusu olacaksa Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımızın da aynı hususlardan soruşturulması gerekir ki, bunun da makul, meşru ve mantıklı olmayacağı açıktır.

Yukarıdaki genel açıklamalardan sonra, aşağıda sosyal medya paylaşımlarıma ayrı ayrı cevap vermek isterim.4.“Bu sabah Bakırköy’de 3 kişilik bir aile hayatına son verdi. Evde yapılan incelemede siyanüre rastlandı.

Bu son 10 günde yaşanan 3’üncü toplu intihar vakası. Milletimiz ölüyor. Suriyelileri Türklerin sırtında indirin artık. Vatanlarına dönsünler. Hiçbirine vatandaşlık verilmesin.” Sınırlarımızdaki savaşlar, coğrafyamızdaki krizler, iç ve dış şoklar ve küresel emperyalizmin ülkemiz ekonomisine açmış olduğu ekonomik savaş nedeniyle son dönemde ekonomimizde ciddi sıkıntılar başgöstermeye başlamıştır.

Ödenemeyen çek ve senetler, iflas eden, küçülen ve konkordato ilan eden şirketler, işsizlik, özellikle % 27,1’e dayanan genç işsizliği bu saldırıların sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Her üç gencimizden biri işsizdir.

Bu tablo milletimizde sosyolojik ve psikolojik travmalara neden olmuştur. Daha bir kaç gün önce eşine parası olmadığını söyleyemeyen Ali Kabasakal isimli yurttaşımız hayatına kendi elleriyle son vermiştir.

Üstelik hükümetimiz, insani bir yaklaşımla bu şartlar altında dahi ülkemizdeki 650,000 Suriyeli çocuğa eğitim vermek ve Suriyelilere 40 milyar Dolar harcamak zorunda kalmıştır.

Buna ilave olarak sınırlarımızda devam eden askeri operasyonlar nedeniyle Savunma Sanayi harcamaları bütçemizde daha büyük bir yer kaplamaya başlamıştır.

Vatandaşlarımızın çektiği sıkıntılar ve içinde bulunduğu ekonomik darboğaz gözönünde bulundurulduğunda bu
8 harcamaların sürdürülebilir olmadığı açıktır.

Bu nedenle Suriyelilerin ülkelerine en kısa sürede dönüş yaparak Türk milletinin yardımlarıyla yaşamak yerine kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak politikalar geliştirilmesi çok uygun olacaktır.

Önceliğimiz her zaman kendi vatandaşlarımız olmalıdır. Bir AK Parti milletvekili olarak her zaman vatandaşlarımızın arasında oldum, onları dinledim ve onların düşüncelerini kamu oyunun gündemine getirdim.

Vatandaşlarımızın yakarışlarını bu tweet üzerinden dile getirdim. Bu tweet aslında bana ait değil, büyük sıkıntılar içinde yaşayan ve geçim zorluğu çeken dar gelirli vatandaşlarımızın sesidir.

5.“Trump’la görüşmede Trump açık açık Suriyelileri vatandaşlığa alır mısınız? demiş.

Kendisine zaten seçici olarak alıyoruz şeklinde cevap verilmiş.

Suriyelilere hiçbir surette vatandaşlık verilmemelidir.

Aksi takdirde Anadolu’da Türk kültürü yok olur.

Türkiye Ortadoğu ülkesine döner.
” 7.“Bir ankete göre Türkiye’deki Suriyelilerin sadece %19’u Türkmen. Ağırlıklı grup ise Arap kökenli. Arap kültürü baskın ve asimile eden bir kültür olduğu için Türkiye’ye entegre olmaları imkansız.

Sonunda bizi kendilerine entegre ederler, Anadolu Araplaşır.” Üniversite yıllarımda entellektüel ilgim nedeniyle Arap ülkeleri, İran ve Hindistan kökenli İslamcı yazarların kitaplarını okudum.

Bu yazarların görüşlerinin Horasan’dan başlayarak erenlerle Anadolu’ya sonra da Balkanlara kadar ulaşan Türk-İslam tasavvufu anlayışından son derece farklı olduğunu müşahade ettim. Anadolu ve Balkan coğrafyası dışındaki İslam anlayışı Allah korkusunu merkeze alırken, Anadolu-Balkan İslam’ının Allah sevgisine dayandığını gördüm.

Anadolu-Balkan İslam anlayışının dünyaya yayılmasının sadece din alanında değil aynı zamanda siyasette de yansımaları olmasının kaçınılmaz olduğunu belirtmek isterim.

Şöyle ki sadece Allah korkusuna dayanan din anlayışı topluma yansıdığında insanları korkutarak disiplin altına almaya çalışan baskı rejimlerine neden olabilmektedir. Türk İslam tasavvufundaki Allah sevgisine dayalı din anlayışı sadece insanlara değil, Allah’ın yarattığı tüm yaratıklara yansır.

Bu nedenle beraberinde hoşgörüyü getirir. Özgürlüğü getirir.

Böylece demokrasi yolunu açmış olur.

Oysa Türkiye’de son zamanlarda bazı siyasal İslamcı kesimler, yüzyıllar boyunca insanı yüceltici bir İslam anlayışını coğrafyamıza yaymış olan Türkiye’ye bazı Ortadoğu ülkelerinin İslam’ın temel felsefesine ters düşen bağnaz bir din anlayışını getirmeye çalışmaktadırlar. İslam’ın yüzyıllardır bayraktarı olmuş Türk milletinin İslam dinini .

9 bazı Orta Doğu ülkelerinden öğrenmeye ihtiyacı yoktur.

Tam tersi, Türk İslam anlayışı onlara örnek olmalıdır. Arap kültürü ile İslamiyet aynı şey değildir.On yıl gibi çok kısa sürede ülkemize göç etmiş 5 milyon Suriyeliyi ülkemize entegre etmek mümkün değildir. Bu doğal sürecinde yüzyıllarca birlikte yaşayarak kendiliğinden gelişseydi belki olabilirdi.

Üstelik bu beş milyon kişiye vatandaşlık vermemiz ülkemizi hedef ülke olarak gören diğer göçmenleri de teşvik edecek ve ülkemizdeki göçmen sayısı kontrol edilemez boyutlara ulaşacaktır.

Her kültür kendi içinde değerlidir ancak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak Türk kültürünü korumak istememizi de tüm dünya anlamalıdır.

Entegrasyon her zaman çift taraflıdır. Beş milyon Arap asıllı göçmen sayısı çok büyük bir rakamdır.

Ülkemizde yaşayan Afgan, Afrika’lı diğer göçmenler de düşünüldüğünde karşılıklı etkileşme sonrasında Türk kültürü belli oranda değişecektir. Ben bunu bir vatandaş ve siyasetçi olarak kabul etmiyorum. 6.“İnsan haklarının, kadın haklarının olmadığı, iç savaş ortamından gelen, eğitim & ekonomik düzeyi çok düşük 5 milyon insana ABD vatandaşlık verir mi?

 Türk milletinin sırtına büyük bir hörgüç yüklüyorlar.

Madem öyle ABD neden Meksika sınırına duvar örüyor?

Latinlere vatandaşlık verse ya” Bu sosyal medya paylaşımımın niçin ihracıma neden olabileceğini anlamış değilim. Bu paylaşımımın muhatabı partimiz ve hükümetimiz değil, Amerika Birleşik Devletleridir.

Nitekim yakın zamanda ABD Başkanı Donald Trump Meksika sınırına örülmesini istediği duvar için Savunma Bakanlığı (Pentagon) bütçesinden 2,5 milyar dolar ayırmıştır.

ABD sınırında göçmenler, sınır güvenliği bahanesiyle büyük bir insani kriz yaşamaktadır. ABD tek bir göçmeni ülkesine almadığı gibi, onlara vatandaşlık da vermemektedir. Bu paylaşımımın görüldüğü üzere parti politikalarımızla, partimizle ve hükümetimizle hiçbir ilgisi yoktur. 3- Genel Açıklamalarım İlk kuruluşundaki ilke ve değerlerle Ak Parti bana aile mirasıdır.

Ak Parti, bizzat rahmetli dedem Şaban Gündeş’in 1946’da finansal kaynak sağlayarak kuruluşuna önemli katkılar yaptığı, amcam Kamil Gündeş’in dört dönem milletvekilliği (1946-1960) ve Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduğu Demokrat Parti’nin devamıdır.

Hatırlatmak isterim ki 27 Mayıs Darbesi sonrası amcam Kamil Gündeş, rahmetli Başvekilimiz Adnan Menderes’le beraber idamla yargılanan 107 kişiden biridir.

Bu bağlamda, amcam DP milletvekili Kamil Gündeş’in siyasi çizgisini aynen takip ederek milletvekili seçildikten sonra daima partimin ve10 ülkemin başarısı için bütün gücümle çalıştım.

Savunmamın hacmini daha fazla büyütmemek için çalışmalarımın sadece bir kaçından bahsetmek isterim. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesiyken 61 karar değişikliği önergesi verdim. 12 Avrupa Konseyi kararı çıkarttım.

Avrupa Konseyi’nden çıkarttığım kararlardan biri, 1915 olayları ve milletimize atılan Ermeni soykırımı iftirası ile ilgili olarak uluslararası Parlamentolardan bugüne kadar çıkmış Türkiye’nin lehine tek siyasi karardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Avrupa Konseyi’nin bir organı olduğu için de bu karar çok önemlidir. Milletvekilliğim bittikten sonra da partimize zarar verecek hiçbir düşünce ve eylem içinde bulunmadım.

Zeytin Dalı, Fırat Kalkanı, Barış Pınarı harekatlarını gerek sosyal medya hesaplarımda gerek televizyonlarda çıktığım canlı yayınlarda var gücümle destekledim.

Ayrıca HDP’li belediyelere kayyım atandığında televizyonlarda canlı yayınlara çıkarak hükümet politikalarına destek veren nadir AK Parti milletvekillerinden biri oldum.

Bu nedenle bazı HDP milletvekilleri ve PKK’lı teröristlerden tehdit ve hakaret içeren mesajlar aldım. Terörle mücadele konusunda hükümet politikalarına verdiğim cansiperane destek ve katkıların karşılığı ihraç değil, takdir olmalıdır.

4) Diğer Hususlar Tüm bu hususların yanında disiplin soruşturması sırasında göz önünde bulundurulması gereken parti tüzüğümüzün, programımızın, demokrasinin ve hukukun evrensel temel ve normlarının üzerinde durmayı da gerekli görüyorum.

Parti tüzüğümüzde yer alan “4.4- AK PARTİ; insanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar.

Farklı olmanın ayrışma değil, pekiştirici kültürel zenginliğimiz olduğunu kabul eder.” hükmü diğer evrensel belgelerde de yer alan düşünce ve ifade özgürlüğümün partim nezdinde bir zenginlik olarak algılanması gerekliliğini doğurur.

Her ne kadar özellikle Suriyeli mülteciler meselesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın benzer pek çok ifadesi bulunsa da bir an için sözlerimin “farklılık” teşkil ettiği düşünülse dahi tüzüğün açık hükmünde yer alan ifade etme ve düşünce özgürlüğümün kısıtlanmasına yönelik parti tüzüğümüze aykırı unsurlar içeren bu soruşturmanın derhal sonlandırılarak haklarımın iade edilmesi gerekmektedir. 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum