Ortadoğu’yu konuşmak cesaret değil, idrak meselesidir. Bu coğrafyada yaşananlar, duygusal sloganlarla açıklanamayacak kadar derindir. Burada olan biten bir etnisitenin talebi ya da geçici siyasal çıkışlar değildir; asıl mesele, halkların tarih boyunca taşıdığı iradenin dışarıdan kurulan vekâlet düzenleriyle sistematik biçimde bastırılmasıdır.
Ortadoğu ancak etnik ezberlerin ötesine geçilip, devlet aklı ve tarih bilinciyle okunduğunda anlaşılabilir.
Bu coğrafyada halkların kaderini belirleyen şey çoğu zaman kendi tercihlerinden değil, küresel güç merkezlerinin kurduğu vekâlet tasarımlarından kaynaklanır. Barışa niyet edenler halklar olurken, haritanın cetveli uluslararası masalarda gezmiştir. Türkler, Araplar ve Kürtler aynı cephede can verirken aralarına giren şey etnik nefret değil, emperyal aklın kurduğu vekâlet sistemidir.
Dolayısıyla tartışılması gereken mesele etnik değil, siyasaldır: Halklar adına kim konuşmakta ve bu söz kimin iradesine yönelmektedir?
Türkiye’de Kürt siyaseti adına konuştuğunu iddia eden hattın, çözümü dış aktörlere havale eden çağrıları bu sorunun güncel örneğidir. Bu çağrılarda devlet yoktur, toplum yoktur; yalnızca dış güç merkezleri vardır. Oysa demokrasi, bir toplumun kendi meselelerini kendi devleti ve hukuku içinde çözebilme iradesidir.
Dış garantörlük demokrasi üretmez; bağımlılık üretir. Egemenliği güçlendirmez; zayıflatır.
Kürt halkı bu coğrafyanın asli unsurudur; Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne uzanan tarihsel süreklilik içinde devlet, devlet yönetmiştir. Kürt, Türk’ün düşmanı değil kader ortağıdır.
Özgürlük dışarıdan ihale edilen bir proje değil, millet iradesiyle içeriden doğan bir karardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti iç meselelerinde garantörlük tanımaz, egemenliğini devretmez. Çünkü bu coğrafyada devlet ya kendisi karar verir ya da başkalarının kararına maruz kalır.
Bu topraklarda devlet dışarıdan kurulmaz; dışarıdan yalnızca vekâlet düzenleri inşa edilir. Halkın kaderi küresel merkezlerde değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iradesiyle belirlenir.
Devlet aklıyla okunmayan hiçbir Ortadoğu meselesi anlaşılmaz;
tarih bilinciyle taşınmayan hiçbir siyaset kalıcı olmaz.
Filiz Çelik Şahin

