17132,20%0,11
43,72% 0,19
51,92% -0,02
7075,01% 2,56
11673,05% -0,41
Kullandığımız dil; karakterimizi, otoritemizi ve insanlarla kurduğumuz görünmez bağları belirler.
Günlük hayatta çoğu insan liderliği yüksek sesle konuşmak, baskın olmak ya da talimat vermekle karıştırır. Oysa gerçek liderlik çoğu zaman kelimelerin seçimiyle başlar. Çünkü dil yalnızca düşüncenin aracı değil, aynı zamanda ilişkilerin mimarıdır. Bir insanın kurduğu cümleler; özgüvenini, empati kapasitesini, güç anlayışını ve hatta etik duruşunu ele verir.
Sosyal etkileşim kuramının öncülerinden Erving Goffman, insan ilişkilerini bir sahneye benzetir ve bireylerin kullandıkları dilin “toplumsal performansın en görünür parçası” olduğunu vurgular.
Bu bakış açısına göre kişi nasıl konuşuyorsa, sosyal kimliğini de o şekilde inşa eder. Bu nedenle “Söyle” yerine “Dinliyorum” demek yalnızca nazik bir ifade değil; karşı tarafa değer verdiğini gösteren sembolik bir davranıştır.
Benzer biçimde, sosyolog Pierre Bourdieu dilin bir güç alanı olduğunu savunur.
Ona göre konuşma tarzı, bireyin sembolik sermayesidir. Yani kullandığımız sözcükler yalnızca iletişim kurmaz; aynı zamanda statü, güvenilirlik ve otorite üretir. “Sen bilirsin” demek sorumluluktan kaçan bir dili temsil ederken, “Kararı sana bıraktım” demek bilinçli bir yetki devrini ifade eder. Aradaki fark yalnızca kelimelerde değil; liderlik algısındadır.
Modern toplumun kırılgan ilişkilerini analiz eden Zygmunt Bauman ise iletişimin hızlandığı çağımızda derinliğin azaldığını söyler.
Ona göre insanlar artık anlam kurmaktan çok tepki vermeye odaklanmaktadır. Bu yüzden refleks cümleler, düşünülmüş cümlelerin yerini alır. Oysa liderlik refleks değil, farkındalık gerektirir. “Neden aramadın?” sorusu suçlayıcı bir refleksken, “Yoğundun sanırım” ifadesi anlayışa dayalı bilinçli bir yaklaşımdır.
Klasik sosyolojinin kurucu isimlerinden Max Weber ise otoritenin yalnızca güçten değil, meşruiyetten doğduğunu belirtir.
Meşruiyetin en önemli kaynağı ise iletişimdir. İnsanlar buyurgan kişilere değil, güven veren kişilere itaat eder. Bu nedenle “Bana inan” demek ikna etmeye çalışmaktır; “Gerçek bu” demek ise netlik sunmaktır. Netlik, güvenin temelidir.
Bugün kurumlarda, ailelerde ve kamusal alanda yaşanan pek çok çatışmanın kökeninde aslında yanlış kelime seçimleri yatar. İnsanlar çoğu zaman niyetleri kötü olduğu için değil, dili yanlış kullandıkları için kırılır. Çünkü kelime yalnızca ses değildir; anlamdır, niyettir, hatta karakterdir.
Peki Liderlik Dili Nasıl Kurulur?
• Talep eden değil, yöneten dil kullanın:
“İzin verir misin?” yerine “Müsaadenle” demek kararlılığı yansıtır.
• Suçlayan değil, anlayan cümle kurun:
“Neden aramadın?” yerine “Yoğundun sanırım” demek ilişkiyi korur.
• Savunma değil, şeffaflık dili seçin:
“Kızma ama” yerine “Dürüst olacağım” demek güven oluşturur.
• Rekabet değil, saygı dili kurun:
“Önce sen” yerine “Buyur, senden sonra” demek zarif bir liderliktir.
• Buyruk değil, dikkat dili kullanın:
“Söyle” yerine “Dinliyorum” demek iletişimi açar.
• Sorumluluktan kaçmayın:
“Sen bilirsin” yerine “Kararı sana bıraktım” demek bilinçli yetki devridir.
• İkna etmeye çalışma, net ol:
“Bana inan” yerine “Gerçek bu” demek güven verir.
Sonuç:
Gerçek liderlik, yüksek sesle konuşmak değil; doğru kelimeleri seçebilmektir. Çünkü liderlik makamdan değil, dilden başlar. Bir insanın kelime hazinesi aslında karakter hazinesidir.
Ve unutulmamalıdır:
İnsanlar söylediklerinizi unutabilir, ama onlara nasıl hissettirdiğinizi asla unutmaz.
Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER