Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

Çöllerin Kralı ve Kraliçesi Bilinen Casuslar

Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez ise biz bu coğrafyada nasıl yaşadık nasıl tuzaklar kurdular Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünde bu casusların rolü neydi her Türk gencinin bilmesi gereken bilgidir.

Çöllerin Kralı ve Kraliçesi Bilinen Casuslar
02 Haziran 2024 - 03:09
 

 

Bir kadın olan Gertrude Bell Kimdir? : Sarışın, alımlı, güzel ve kışkırtıcı

Bir de bu özelliklerinin yanında Arkeolog, Tarihçi, Yazar ve Seyyah kimliklerinin olduğunu düşünün.  İşte böyle bir kadını gözünüzün önüne getirdiğinizde ne iş yaptığını tahmin edebiliyor musunuz? O, Ortadoğu’nun gelmiş geçmiş en iyi casusu. Ortadoğu ülkelerinde hüküm sürmesinden dolayı ona Çöl Kraliçesi deniliyor.

Ortadoğu’nun gelecek yüz yıllık kaderinin belirlenmesinde büyük rol oynayan bu kadın Gertrude Margaret Lowthian Bell idi. Açın haritayı; şu an gördüğünüz haritada Türkiye sınırı başta olmak aşağı Umman’a kadar olan milyonlarca km2’lik Ortadoğu topraklarında yer alan ülkelerin birçoğunun sınırları işte bu kadının o yıllarda hazırladığı haritaların gerçekleşmiş hali.

Peki nasıl oluyor da kadının ikinci sınıf bir kimliğe sahip olduğu dönemin Avrupa’sından böyle bir kadın ortaya çıkıyor.

Yaptığı casuslukların etkisi hala devam etmekte olan Gertrude Bell, İngiltere’nin sanayisini domine eden bir ailenin çocuğu olarak 1868’de İngiltere’de dünyaya geldi. O dönem Victoria İngiltere’sinin en iyi okullarında eğitim aldı. Oxford’da Tarih bölümünde okudu ve Oxford tarihinin en başarılı öğrencilerinden birisi oldu. Normalde dokuz dönem süren Modern Tarih bölümünü beş dönemde tamamladı. Bu rekor başarısını Oxford tarihinde kıran olmadığı gibi kendisinden sonraki 33 yıl boyunca da kırabilen olmadı. Okuldan sonra hayatı boyunca başta Ortadoğu olmak üzere Amerika’dan Avrupa’ya, Uzakdoğu’dan Japonya’ya dünyanın farklı coğrafyalarına keşif seyahatleri düzenledi ve 1926 Temmuz’unun bir gecesi Bağdat’taki evinde ölü bulundu. Kesin olmamakla birlikte intihar ettiği veya politik sebeplerden dolayı öldürüldüğü yönün de iddialar da var.
 

1. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Lawrence  Filistin’deydi ve Arapça’yı şive farklılıklarına kadar mükemmel öğrenmişti. Sadece bununla kalmamış, arap yaşamı ve kültürü hakkında derin bir bilgiye de sahip olmuştu. Savaşın çıkmasıyla birlikte silah altına alındı. Majestelerinin hükümeti bu eşsiz donanımından dolayı onu istihbarat subayı olarak Mısır’da görevlendirdi. Lawrence’in Arabistan macerası böylece başlamış oldu.

Arap Ayaklanması

Osmanlı Devleti 1914 yılında, İttihat ve Terakki Partisi’nin bir emrivakisi sonucu BDS’ye girince, Mısır’ı elinde tutan İngiltere’ye karşı bir cephe açmış oldu. İngiltere, petrol bölgesini ele geçirmek, bölgedeki Alman nüfuzunu kırmak, ve Osmanlı İmparatorluğunu tasfiye etmek maksadıyla, Arapları kışkırttı ve isyana teşvik etti. Özellikle bölgedeki dini lider Mekke Şerifi Hüseyin’i ikna ederek Arapların kendileriyle birlikte Türklere karşı savaşmalarını sağladı. 1916’da Şerif Hüseyin’in, ” Mersin’den İran sınırına kadar uzanan hattın güneyini Araplara bırakmaları koşuluyla, Birleşik Krallık ordusunun yanında yer alacaklarını” bildiren mektubu İngiltere temsilcisi Mc Mahon’a vermesiyle Arap isyanı başlamış oldu. Oysa, aslında İttihat ve Terakki partisi hükümetinin bir memuru olan ve 1908’de mekke şerifliğine tayin edilen Hüseyin, 1914’de halifeye ve Osmanlı devletine olan sadakatini bütün dünyaya duyurmuştu. Ne olmuştu da 2 yıl içinde herşey değişivermişti?

Dünyanın en muşhur casusları, Arabistanlı Lawrence

Birkaç yıl öncesine kadar halifeye bağlılıkta kusur etmeyen 80 yaşındaki Şerif Hüseyin’i menfaat hırsıyla coşturan, büyük Arabistan krallığı gibi vaatlerle gözlerini kamaştıran kişi Lawrence’den başkası değildi. Savaş boyunca İngiliz Gizli Servisi için çalışan bu adam, Arapların en güvendiği, en sevdiği kişi olmuştu. Arapları, bağımsızlık fikrine yönelten Lawrence, bol vaatlerle karşısındakini kandırmayı iyi biliyordu.

Lawrence’in en büyük taktik başarısı, Arapların  Filisti-Irak cephesinde İngiliz saflarında savaşmalarını sağlamak oldu. Şerif Hüseyin’in düzensiz ordusuna gerilla savaşı usullerini öğretti. Bu birlikler, savaş boyunca Türklere çok zayiat verdiler. Özellikle Hicaz demiryoluna sık sık saldırdılar. Böylece Medine’deki Türk askerlerine gelecek yardımları engellemek uğruna binlerce müslümanı da katlettiler.

www.haberpars.com



YORUMLAR

  • 0 Yorum