Bunun Anlamı Nedir?

Bu ara facebook üzerinden onlarca arkadaşın vakıa haberlerini okuyorum. Bu yaşadığımız süreç elbette her insanda farklı bir atmosferin oluşmasına sebep olmaktadır.

Bunun Anlamı Nedir?
10 Eylül 2020 - 01:45
Reklam

Otoriteler, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak diye beyanlarda bulunuyorlar.” “Bu hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” öngörüsü bile yüreklerde bir belirsizlik, korku ve endişe hasıl ediyor.

Bilmiyorum ama herhalde Allah’a iman edenler açısından çok daha farklı bir hissiyat oluşturuyordur. Sanki kıyamet yaklaşmış gibi; Sanki provası yapılıyormuş gibi!..

Korona virüsün ağır havasını tüm kahırlığıyla yaşadığımız şu günlerde insanoğlu farklı bir halet-i ruhiyeye büründü. İnsanlar birbirlerine yaklaşamıyor, mesafeli duruyor, tokalaşmıyor, kucaklaşmıyor. Eskisi gibi düğün dernekler kalabalıklarla yapılmıyor. Ölüm vakalarında cenaze beş-on kişi ile kaldırılıyor.

Taziyelere gidilmiyor. Aile, eş-dost ziyaretleri yapılamıyor. Acılar da, sevinçler de  birebir paylaşılamıyor. Sohbet meclislerinede gidilmiyor; Hepimiz sanal dünyanın feleğinde dönüp duruyoruz. 

Aileden birisi virüse yakalanmışsa diğerleri adeta yabancıymış gibi duruyorlar. Ya hastaneye yatırılıp herkesten izole ediliyorsunuz veya evde bir odada yalnız kalıp, eskilerin tabiriyle vebaliymiş gibi muamele görüyorsunuz. Yiyeceği, içeceği kapının dibine bırakılıp uzaklaşılıyor.

Herkesin birbirinden korktuğu, çekindiği bir halet-i ruhiye… Velhasıl, ağızların tadı kaçtı; bu dünyanın tadı, tuzu kalmadı. 

Ve kıyameti tasvir eden Allah’ın ayeti;

"Kulakları sağır eden o ses geldiğinde, 0 gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün her kişinin işi başından aşkındır. O gün bir takım yüzler ışık saçar; güleçtir, müjde almıştır. Bir takım yüzler de o gün toza toprağa bürünmüş; kapkara kesilmiştir. İşte bunlar inkarcılardır, günahkârlardır." (Abese, 80/33-42)

Azim olan Allah ne güzel ne doğru söyledi.

İşte böyle… Dünya anlamsız ve alaycı bakışlarla gülüyor bize. Adeta şunu yüzümüze haykırıyor; “Ey zalim insanoğlu! Bu dünyada baki kalacağını mı zannediyorsun? İşte ölüm habercisi kapına dayanmış. “Sayılı günlerin var; bir gün daha gitti; muhakkak olan son durağa biraz daha yaklaştın…”

İşte tam bir muhasebe ve murakabe zamanı… Onca felaketi, musibeti yaşıyoruz. Allah iki sebepten dolayı başımıza getiriyor bunları; ya imtihan boyutuyla, ya da yaptığımız kötülükler, işlediğimiz haram fiiller yüzünden… Efendim, “bu felaket küresel anlamda yaşanıyor; kim mazlum, kim zalim?” sorusu sorulabilir. Veya kimlerin ki imtihan, kimlerin ki fiillerinin karşılığı?

Elbette faniler olarak bunu bugün bilecek değiliz. Ancak mümin feraseti ile bakıp kendi hissemize düşenin üzerine düşünürüz. En azından şu soruyu sorup cevap ararız; ‘Zalimlerin yanında mıyım? Onlara meylediyor muyum? Yoksa hakkın ve adaletin yanında mıyım?

Bu sorunun cevabı zor değil. Vahyin ışığında ön yargısız, bütün dünyevi sevgi ve nefretlerden arınarak akli meleklerimize müracaat edip müftü tayin edersek Allah'ın inayetiyle bize doğru bir sonuç verecektir. Vicdan müftüsü şaşmaz. 

Ne hazin ki, toplumun bir kesiminde sanki bu felaketler yaşanmıyormuş gibi halen hedefe koydukları insanlara kin ve nefret kusuyorlar. Ve daha da korkunç olanı, bunu ‘din, diyanet’ aşkı ile yapmaları!
Evet, bu azgın güruhun vicdanı adeta taşlaşmış. Gönüllere inşirah vermesi gereken iman adeta bunlarda tersi ile tecelli etmiş. Yine adeta var güçleriyle kıyameti zorluyorlar. Sanki ateşe hasretlermiş gibi dörtnala koşuyorlar. 

Tabi ki hayret etmiyorum; muhtemeldir ki, insanoğlunun bu sorumsuz keyfi davranışı nedeniyle Allah onları ‘…Şüphesiz insan çok zalim, çok cahildir." diye tarif etmiş. Evet, özellikle bugünlerde insanoğlunun apaçık olan gerçeklik karşısında ne kadar cahil ve zalim kesildiğini görüyoruz.

Hiç ibret almıyor; zerre miskal vicdan, merhamet etmiyor. Haliyle bize şunu demek kalıyor; “Allah’ım bu beyinsizler yüzünden bizi helak etme!..”  

Durum böyleyken mala, mülke, mevkiye, güce, iktidara yenik düşüp hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya şehvetle bağlanmış ve bu uğurda onca hak hukuka kastedenlere bu ölümsüzlük fikrini kim telkin ediyor? Ölümü hatırlamıyorlar mı? Ölümü hatırlamanın insanı daha çok deruni bir gönül genişliğine sevk etmesi gerekirken bu azgınlık, bu şiddet niye? 

Ölüm bir ibrettir. 

Niye? 

Çünkü o herkesin kapısını çalacak olan meleğin bir gün sizin kapınızı da çalacağı gerçeğini hatırlatıyor. İşte bu korona günlerinde her gün aldığımız ölüm haberleri, inananlar açısından kendini tekrar bir muhasebeye, murakabeye sevketmesine vesile olması beklenir.

Ancak şahit olduğumuz manzara ne yazık ki, hiç de iç açıcı değil. Dünya metasına yenik düşmüş azgınların azgınlıkları tam hız devam ediyor. Hiç ölmeyeceklermiş gibi biriktiriyorlar; vazgeçmek istemiyorlar.

Ne diyelim? Ömrümde bundan daha ibretamiz bir hadise yaşamadım. Bu derece bir küresel felaketin yaşandığı bir dönemde insanların bir hayat muhasebesi yapmaları ve adeta kıyamet provasının yaşandığı bu acılı günlerde daha adil, daha merhametli, daha dayanışmacı, daha affedici olması beklenir.

Ne yazık ki, tam tersi bir iklim var. Sanki bu acılar yaşanmıyormuş gibi halen yüksek perdeden kin ve nefret kusuluyor.  

Yordunuz be ağam, biraz mola veremez misiniz?

Nereye yetişeceksiniz?

Ulaşılan her zirvenin bir zeval vakti var; bir aşığa iniş vakti var. Dört tahtanın içinde kara toprağa gitmek var. Hesap gününde hesap vermek var!..Hiç mi düşünmezsiniz?

Fatih Dadaşoğlu.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
  • Reklam