Reklam
Reklam

At Üstünde Yaşayan Türk'ler.

İşte Kayseri ilimizde yetiştirilen Atlarımızdan bazı görseller. Osmanlı’da bugünkü anlamda modern at yetiştiriciliği 14. yüzyılda başlamıştır.

At Üstünde Yaşayan Türk'ler.
21 Temmuz 2021 - 21:38 - Güncelleme: 21 Temmuz 2021 - 21:54
 

SAFKAN ARAP ATI

Safkan Arap atı, çevik, hareketli, ani manevra kabiliyetine sahip, sağlam kemikli, güçlü mafsallı, çelik gibi tendonları ve sağlam tırnak yapısına sahip, dayanıklı, az yem yiyen, yediği yemi iyi değerlendiren, zeki, sadık, çok güzel görünümlü hafif süvari atıdır. Bu nedenle at ıslahında Arap atı kullanılır. Türkiye, Arap atını hem ıslah hem de yarış için yetiştiren ülkelerin başında gelmektedir. Günümüzde Safkan Arap atı, dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı amaçlar için yetiştirilmektedir. Çoğu ülkede zerafet ve vücut güzelliği nedeniyle yalnızca gösteri atı olarak, bazılarında ise gösteri ve koşu amaçlı Arap atı yetiştiriciliği yapılmaktadır.

Osmanlı’da bugünkü anlamda modern at yetiştiriciliği 14. yüzyılda başlamıştır. Hayvanat Ocaklarında yetiştirilen atlarla İmparatorluk zirveye ulaşmış, cumhuriyetin kurulması ile her alanda olduğu gibi at yetiştiriciliği ve ıslahı konusunda da ülkenin ihtiyaçları belirlenerek faaliyetlere yön verilmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte, Atatürk’ün talimatıyla Safkan Arap atı yetiştiriciliği konusunda bir komisyon kurulmuştur. Bu doğrultuda 1933 yılında Karacabey Harası’na Baba Kuruş ve Baba Sa’ad isimli atlar Irak ve Suriye’den getirilmiştir. 1932’de 22 ve 1936’da 119 baş Safkan Arap aygır ve kısrak satın alınarak hara ve aygır depoları takviye edilmiştir. Getirilen damızlıklardan Hilalü Zaman Çifteler ve Sultansuyu Haralarında; Dabi, Çifteler; Kuruş Şatra, Hamdani, Karacabey ve Çifteler Haralarında baba aygır olarak kullanılmış, Al Kuruş, II. Seklavi’den sonra Sultansuyu Harasında etkisini göstermiştir.

Baba Kuruş ve Baba Sa’ad

Irak’ın Bağdat kentinden getirilen Baba Sa’ad 1928-1950 yılları arasında yaşamıştır. Bu değerli aygırdan 17 yılda 147 tay alınmıştır. Suriye’nin Şam kentine bağlı Halbe Köyünden getirilen Baba Kuruş ise 11 yıl içinde Türkiye atçılığına 141 tay armağan etmiştir. Baba Sa’ad ve Baba Kuruş, Karacabey Harasında adlarına anıt mezar yapılmaya layık görülen ilk atlar olarak tarihe geçmiştir.

Devlet eliyle yetiştirilen Türk Arap atçılığının kurucu aygırları, Küheylan ve Seklavi soyundan gelmektedir. Bunlardan Sa’ad vücut güzelliği, Berk ahenk ve uygunluğu, Kuruş yüksek karakter, kemik yapısı ve huy yumuşaklığı, Al Kuruş ve Seklavi zarafet, asalet ve vücut güzelliği, Hilalü Zaman ise hız, dayanıklılık ve güzel görünüşü Türk Arap atçılığına kazandırmıştır.

TİGEM’DE SAFKAN ARAP ATI YETİŞTİRİCİLİĞİ

Çiftlikat-ı Hümayun adı altında, Osmanlının kuruluşundan beri devam eden atçılık faaliyetleri, bugün TİGEM bünyesindeki üç işletmede (Karacabey/BURSA, Sultansuyu/MALATYA, Anadolu/ESKİŞEHİR), 49 kısrak, 12 aygır kan hattı ve 1500 baş üzeri at varlığı ile faaliyetlerine devam edilmektedir.
Anadolu atı, Ayvacık Midillisi, Canit atı, Cirit atı, Çukurova atı, Doğu Anadolu atı, Hınıs Atı, Karacabey, Karakaçan, Malakan, Trakya, Türk Arap atı, Türk Haflinger atı, Türk İngiliz atı, Türk Nonius atı, Türk Rahvan atı, Türk Semer atı, Türk Tırıs(araba) atı, Uzunyayla atıdır.

Medeniyetler beşiği Anadolu, evcil çiftlik hayvanları bakımından çok zengin bir görüntüye sahiptir. Bu evcil hayvanlardan at, tarihimizde çok önemli bir yer tutmuştur. Türkler tarihleri boyunca ata binmiş, savaşmış, etini yemiş, sütünden kımız yapmış ve içmiş, kuyruk kılından yaptığı kopuzu çalmış, kemiğini ok ucu olarak kullanmış ve derisini işlemiştir. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde at varlığımız azalmaya başlamış ve cumhuriyet döneminde en alt seviyeye inmiştir. At sayımızın azalmasında başlıca iki neden bulunmaktadır.
Birinci neden; 1850-56 yıllarında Kırım, 1877- 78 yıllarında Doksanüç, 1914-18 yıllarında I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı süresince gerçekleştirilen Seferberlik uygulamaları sırasında at varlığımızın önemli ölçüde azalmış olmasıdır. İkinci neden ise ulaşım, savaş, endüstri ve tarım gibi alanlarda at kullanımının yerini makinelerin almasıdır.


Fransız ilim adamı Buffen’a göre at yaklaşık M.Ö. 4000 yıllarında Türkler tarafından evcilleştirilmiştir. Koppers ise atın Türkler tarafından evcilleştirilmesi ile atlı çoban kültürünün ortaya çıktığını ve insanlık tarihinin bugüne gelmesinde Türklerin bu buluşunun büyük yeri olduğunu savunmaktadır.
Dünyanın büyük medeniyetlerinden Çin Medeniyeti at ile Türkler sayesinde tanışmıştır. Çinlilerin ata binmeyi ancak M.Ö. 300 yıllarında Asya Hunlarından öğrendiğini söylemektedir. O tarihe kadar uzun ve entari biçiminde elbise giyen Çinlilerin, ata binebilmek için Türklerin giydiği pantolonu tercih etmeye başladıklarını bildirmektedir. Göktürk çağında Türklere ait 11 değişik at ırkı bulunuyordu.

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde bir miktar at adeta hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu atların büyük kısmını Anadolu Yerli Atı olarak isimlendirilen at oluşturmaktadır. Anadolu Yerli Atı dışında, mahalli bazı tip ve ırklarımız da bulunmaktadır. Bazıları yok olma tehlikesi altında bulunan günümüz at ırklarından bazıları Alaca, Anadolu Yerli, Ayvacık Midillisi, Canik, Çamardı Kulası, Çukurova, Doğu Anadolu, Hınısın Kolıkısası, Karacabey, Karakaçan, Malakan, Nonyus, Trakya, Türk Arap, Türk İngiliz ve Uzunyayla Atıdır.

Uluslararası At Irkları Ansiklopedisi’nde bildirdiğine göre, dünyada 500’ün üzerinde at ırkı bulunmaktadır. Bu ırkların yetiştirildiği ülkelere bakıldığında Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya ülkelerinin önde oldukları göze çarpmaktadır.

Yaklaşık 40 at ırkı bulunan ABD’nde atçılık 21. yüzyılda önemini korumaktadır. Soyu tükenmeye yüz tutan Miniature, Mustang, Paint Horse, Appaloosa, AraAppaloosa, Chickasaw, Kiger Mustang, Palomino, Pinto ve Welera Pony gibi ırklar özel önemle korunmaktadır.
Önemli at yetiştirme merkezlerinden birisi de Avrupa ve Asya kıtasıdır.

Nesli Tükenme Tehlikesi veya Ağır Tehdit Altında Olan At Irkları

1. Alaca

Alaca don rengi antik dönemlerden beri sembolik özelliği olan bir don rengi olarak algılanmaktadır.

Kuzey ormanlarındaki Barbarlar M.Ö. IV. yüzyılda Tcheou-you olarak adlandırılan ve kaplanla kıyaslanan bir at ırkı yetiştirdiler. Çok seyrek olarak yurdun çeşitli bölgelerinde görülse de, yurdumuzun Ardahan Göle, Kars Arpaçay ve Susuz ilçelerinde yoğunlaşmış bir grup alaca at bulunmaktadır. Alaca atların ayrı bir ırk mı, yoksa sadece bir renk varyetesi mi oldukları tartışmalıdır.

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, 1924 yılında ağırlık verilen ıslah çalışmaları çerçevesinde 867 Sayılı Kanun ile kurulan Haralar Teşkilatı ile atçılık çalışmaları yeni bir yön kazanmıştır.

Hara ve İnekhaneler, atçılık ve damızlık hayvan yetiştiriciliği konularında hizmetlerine devam ederken, 1984 yılında bu kurumlar Devlet Üretme Çiftlikleri ile birleştirilerek Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü çatısı altında toplanmıştır. Günümüzde safkan Arap atı yetiştiriciliği ve ıslah çalışmalarının temelini oluşturan TİGEM, bu alanda sadece ülkemizde değil bölgede de önemli bir merkezdir.

TİGEM’de yetiştirilen atlar arasından damızlık ihtiyacı dışındaki erkek ve dişi taylar sektörün hizmetine sunulmaktadır. Islah çalışmaları geçmişten günümüze aynı titizlikle sürdürülmekte, her yıl tüm damızlık materyal ve doğan taylar, uzman bir teknik heyet tarafından incelenerek; ırk özellikleri, seceresi, genetik kusurları, beden yapısı, koşu performansı gibi fenotip ve genotip özellikleri yönünden değerlendirilmektedir.

İşletmelerimizde yetiştirilen atlardan birinci sınıf koşu tayları yılda 4 kez Karacabey İşletmesinde, elit taylar ise yılda 3 kez İstanbul Veliefendi Hipodromunda düzenlenen açık artırmalar ile camianın beğenisine sunulmaktadır.


 Hepimizin tarih derslerinden ve bilhassa tarih hocalarımızdan dinlediği şey; atın Türkler için önemli olması! Çünkü at olmasa Orta Asya’dan kalkıp, Anadolu’ya gelemezdik. Hatta öyle ki atın sütünü içmiş, etini yemiş, sütünden içki (kımız) yapmış atalarımız.

Cengâver ceddimiz devamlı at üstünde ve hareket halinde olduğundan, eyerinin altına et koyarmış; bu et atın terindeki tuz ile pişerek bir nevi pastırma olurmuş.

Halen Türki Devletlere baktığımızda at onlar için çok önemli. Her ne kadar Tatarlar, Bashkirler, Kazahlar, Türkmenler Sovyet esaretinde, Ruslar ile karışıp, yerleşik düzene geçip, şehirleşmiş ve de modernleşmiş ise de hala atlara önem verip devlet haralarında kendilerine has ırkları muhafaza etmektedirler.

Bu atlar yarış atından ziyade, dayanıklı uzun mesafe giden atlardır ve bu yüzden yarışları halen uzun mesafe üzerinedir. Bildiğiniz gibi Avrupa, ılık kanlı atları da süvarilerine hız ve manevra kabiliyeti sağlamak üzere yetiştirilmiş; askeri atlar olup şimdi konkur da kullanılmaktadır. Yakın tarihimize bir göz atarsak kahraman akıncılarımız ya da moda olan son adlarıyla deliler, atlarıyla Avrupa içlerine sızıp, ülkeye ganimetlerle dönmüşlerdir.
Düzenli süvarimiz sipahiler idi.
At şimdiki tankların görevini yapardı. (Piyadeyi dağıtmak) Cumhuriyet sonrası, ülkemizde devlet haraları kuruldu. Burada amaç; köylüye en yakın aygır istasyonlarına at yetiştirip yerli atı ıslah etmek ve de yarışlara Arap atı yetiştirmek idi.

Bir ara şimdiki adıyla TİGEM uzun genetik çalışmalar sonunda Arap (Suriye ve Irak Arap atı ağırlıklı) ile Nonius (Anglo-Norman Macar atı) atından Karacabey atını üretti, literatüre kaydettirdi.

Türkiye at cinsleri diye yabancı literatüre baktığınızda iki at çıkar; Karacabey atı ve Kürt ponysi. Hatta ülkemize ziyarete gelen majesteleri ikinci Elizabeth’in eşi, prens Filip’e bir tane hediye edildi. Polo atı olarak tasarlansa da maalesef başarılı olamadı ve üretim durdu. Bir ara TİGEM İngiliz ve Haflinger atları üretimine de başlamış, başarılı olamayınca durdurmuştu. Şu an başarılı bir şekilde sadece Arap atı yetiştirmektedir.

Her ne kadar at – avrat – silah desek de maalesef mekanize olduk, attan uzaklaştık. Atı sadece yarışçılık ve sporda kullanmaktayız. Tabii ki çok az 0.1% oranda ziraat ve nakliyede.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum