Tarih: 20.01.2026 20:28

Dr. Dilek Baran Günümüz Aşk'larını Yazdı.

Facebook Twitter Linked-in

 

Vitrindeki Aşklar: Yalnızlığı Bölüşmek mi, Tüketmek mi?
Günümüz dünyasında neredeyse her şeyin bir fiyat etiketi var. Nesneler gibi duygular da ölçülüyor, paketleniyor ve dolaşıma sokuluyor. Modern yaşam, yalnızca sahip olduklarımızı değil, hissettiklerimizi de hızla tüketmemizi öğütlüyor. Aşk da bu hızın içinde, en kırılgan yerinden yakalanıyor.
Artık ilişkiler çoğu zaman kalpten çok performansla; bağdan çok görünürlükle tanımlanıyor. Ne hissettiğimizden ziyade ne sunduğumuz, ne paylaştığımızdan çok nasıl göründüğümüz konuşuluyor. Aşk, yavaş yavaş bir "deneyim"e, bir vitrin nesnesine, başkalarının bakışına sunulan estetik bir hikâyeye dönüşüyor.
Oysa aşk, sergilenmek için değil, yaşanmak için vardır. Gösterişli cümlelerden önce susabilmeyi, kalabalıkların içinde bile kendi yalnızlığında kalabilmeyi ve o yalnızlığı bir başkasının önünde saklamadan açabilmeyi gerektirir. Aşk, çoğu zaman en çok konuşulmayan yerde başlar.
Bağlanma Fakiri Bir Zamanın İçinde
Psikolojik olarak modern insan, tuhaf bir çelişkinin içinde yaşıyor: İlişkilere her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor, fakat bağlanmaktan da her zamankinden fazla kaçıyor. Hız çağının ruhu, derinliği değil sürekliliği; anlamı değil haz duygusunu ödüllendiriyor. Bu yüzden ilişkiler çabuk kuruluyor, çabuk tüketiliyor ve geriye açıklanamayan bir eksiklik hissi kalıyor.
Erich Fromm'un yıllar önce işaret ettiği gibi, sevgi bir şeye sahip olma biçimi değil; bir varoluş hâlidir. Sevgi emek ister, dikkat ister, zaman ister. Bugün tüketilen şey sevgi değil; sevgi sanılan beklentilerdir. Sevgi ise harcandıkça azalan bir kaynak değil; üzerine düşünüldükçe ve emek verildikçe derinleşen bir bağdır Fromm'un vurguladığı gibi.
İki Yalnızlığın Sessiz Buluşması
Felsefi açıdan aşk, iki eksik parçanın birbirini tamamlaması değildir. Aksine, iki ayrı bütünlüğün birbirini tanıması ve olduğu hâliyle kabul edebilmesidir. Rilke'nin söylediği gibi, aşk iki yalnızlığın birbirini koruması, kollaması ve selamlamasıdır.
Geçici hazların peşinde kurulan ilişkiler, çoğu zaman daha derin bir yalnızlığın üzerini örtmeye çalışır. Oysa gerçek aşk, yalnızlıktan kaçmak değil; yalnızlığı birlikte taşıyabilmektir. Zamanla sınanan, kırılganlığına rağmen ayakta kalabilen bağlar vitrinlik değil, emek ürünüdür. Aşk, satın alınabilen bir meta değil; sabırla büyütülen bir fidedir.
İlişkilerin hızla kurulduğu, duyguların hızla tüketildiği bu çağda, doğallığı seçmek sessiz bir direniştir. Aşkı ölçülebilir, anlatılabilir ve sergilenebilir kılma çabası; çoğu zaman onun en sahici tarafını örseler. Çünkü aşk, tanıklık istemez; alkışla büyümez.
Belki de aşk, en çok kimsenin bakmadığı yerde gerçektir. Sözlerin azaldığı, seslerin sustuğu, iki insanın yalnızlıklarını birbirine emanet edebildiği anlarda… Gösterişten arınmış, aceleden uzak, sessiz ama derin.
Aşk bazen bir fotoğrafa sığmaz, bir cümlede tamamlanmaz. O, gündelik hayatın aralarında saklıdır: Aynı odada susabilmekte, kalabalıklar içinde kaybolmamayı seçmekte, gitmek yerine kalabilmekte. Ve belki de en çok, kimseye kanıtlanması gerekmeyen bir bağ olarak var olur.
Bu yüzden aşk, vitrinde parlayan bir nesne değil; zamanla solsa da kök salan bir duygudur. Göz önünde değil, kalpte taşınır. Ve insan, ancak onu tüketmeye çalışmadığında, gerçekten sevebildiğini fark eder.

Dr. Dilek Baran




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —